Günleeeeer hatta haftalar geçti ben mimleneli. Aslında yapmayı çok istedim ama hep bir şey çıktı. Şimdi iki mimi de birlikte yapacağım. İlk mimim D.S.K'dan :)
-Yemek seçer misin?
Asla yemeyeceğim bazı yemekler var. Sakatat deniyor sanırım, işkembe tuzlama falan. Bir de beyin, böbrek, dil tarzı organları yiyemem. Farklı mutfakların yemeklerini denemeyi ne kadar istesem de, saylangoz, kurbağa bacağı, çiğ et tarzı yemekleri hiiiç yiyebileceğimi sanmıyorum.
Onun dışında et, sebze her türlü yerim yani. :)
-Tatil için nasıl bir otel tercih edersin?
Temiz, temiz, temiz. Çok lüks ya da çok pahalı olmasına gerek yok. Ama temizliğin yanında insan profiline de bakarım. Çok muhafazakar ya da "farklı" insanlar konaklıyorsa tercih etmem. Farklıdan kastım da; Arap kadınların kıyafetleriyle havuza girebildiği oteller duydum tanıdıklarımdan. Böyle şeylere dikkat ederim. Muhafazakardan kastımda, sevgilimle gittiğimizde evlilik cüzdanı istiyorlarsa, evli olsak dahi orada kalmam. O kafa yapısındaki insanlara para kazandırmak istemem.
-Diyelim ki kuzenin düğünü var kıyafetini kaç gün öncesinden ayarlarsın?
En az iki hafta öncesinden. Daha ona uygun ayakkabı, çanta, takı, saç modeli ve makyaj ayarlanacak. İki hafta az bile :D
-Bir kuaförün var mı?
Olmasını çok istedim, ama olamadı. Saç boyamı da, manikürümü de, pedikürümü de, kaşımı da kendim yapıyorum. Saç kesimi için arada gittiğim bir yer var tabi.
-Yolda rastladığın arkadaşın sana ''Kilo almışsın'' dese nasıl tepki verirsin?
Evet? deyip suratına bakmaya devam ederim.
-Bikini mi mayo mu?
Kesinlikle bikini.
-Eleştiriye açık mısın?
Olmak için çabalıyorum ama sanırım değilim. Biri eleştirdiğinde direk savunma mekanizmam devreye giriyor ve haklı olduğumu kanıtlamaya çalışıyorum. Nedense...
-Eşinin / Sevgilinin en beğenmediğin yanı?
Hmm... Pek sevmediğim yanı yok ama biraz daha pozitif olabilirdi. Bazen insanlara karşı önyargılı olabiliyor.
-Boş zamanlarında seni nerede buluruz?
Sevgilimle buluşmamışsam kesin evdeyimdir. Ev kızıyım ben. Fazla uzak kalamam.
Çoook zevkli bir mimdiii, çok teşekkür ederim komşum. :)) Ben birini mimlersem döverler valla, herkes yaptı artık. Ama yapmayan kaldıysa yapsın. :)
16 Ağustos 2015 Pazar
14 Ağustos 2015 Cuma
İstifa Ettim !!!
Dün akşam adliyeden çıktıktan sonra dayımın ayarladığı iş görüşmesine gittim. Büyük bir hayal kırıklığı ile çıktım. Gülsem mi ağlasam mı şaşırdım. Bir iki damla yaş aktı şimdi ne yalan söyleyeyim... Umutlanmıştım çalıştığım yerden kurtulacağım diye. Önce bir başvuru formu verdiler, sonra ingilizceden türkçeye hukuki çeviri, türkçeden ingilizceye hukuki çeviri... Ben mi metinleri çevirdim yoksa metinler mi beni çevirdi belli değil. Sonrasında patronun kendi mesleki başarısını övmesini ve ingilizcenin önemini dinlediğim bir sohbetle görüşme sona erdi. Dayımdan şimdilik başka iş bulmamasını istedim. Bu sabah da inanılmaz negatif bir şekilde ofise gittim. Çok azcık ağladım. Masamın üzerine her zamanki gibi yapmam gereken işler konmuştu. Hepsini aldım, düzenli bir şekilde dosyama koydum.
Bu sıcakta metrobüsle Yenibosna'daki İdare Mahkemesi'ne gidip bir istifa dilekçesi sunmam gerekiyordu. Tam işimi bitirip çıkmıştım ki, ofisin whatsapp grubundan ileti geldi. Avukatlardan biri "Yenibosna'ya gitmişken Küçükçekmece adliyesine de gider misin, x iş yapılacak." diyerek bir iş vermişti. Bana idare mahkemesinde iş veren diğer avukat da "Yenibosna'ya ne zaman gidiliyor" diye sordu. Ben de "Çıktım bile." dedim. Sonra yazdı ki:
"Moiracım oraya bugün gidilmeyecekti
Acil iş değildi o
Çağlayandaki işler acil
Pazartesi zaten dilekçe var yenibosnaya verilecek
Onunla birlikte götürülecekti"
Ben anlam veremedim çünkü bugün yapılması gereken diğer işlerle birlikte masamdaydı ve üzerindeki tarih de dünün tarihiydi. Yani dün hazırlanmış bugün sunulacaktı. Üzerine de not yazılmıştı idare mahkemesinden sunulacak diye. Ben uzatmamak adına;
"O zaman onu ayrıca belirtirseniz sevinirim." yazdım, o daha çok sinirlendi. Ve;
"Neyi ayrıca belirtiyorum Moira?" dedi.
"Bugünün işleriyle masama konulmuştu." dedim.
"Kim dedi sana bugün git diye" dedi. Zaten sabrım taşmıştı;
"Bugün yapılacak sanmam kadar normal ne olabilir ki?
Bugün Çağlayan'da bu kadar kızacağınız kadar acil iş varsa Küçükçekmece'ye gitmeyeyim isterseniz." dedim.
Bunu dememle de zaten kendisi de sinir krizi geçirdi ve bana "Moira bütün işleri bırak ofise gel" yazdı.
O an kovmak için çağırdığını düşündüm. Çünkü uyarı konuşması yapacak olsaydı akşam dönmemi beklerdi ve o zaman yapardı. Bugün yapılacak işleri bile gözden çıkardıysa kesin kovacaktı. Ama sorun değildi, ben de zaten bunu bekliyordum. Ofise döndükten sonra odasına gittim, oturdum karşısına. Konuşmaya başlamasını bekledim, başladı. Benden ne kadar şikayetçi olduğunu, hayatında benim kadar çat çat cevap veren, susmayan birini görmediğini, hayatında benim gibi biriyle karşılaşmadığını, üslubumun çok yanlış olduğunu, karakterimden kaynaklandığını, çok saygısız olduğumu, işleri eksik yaptığımı, arkamı topladığını falan söyledi. Hiçbirinin altında kalmadım. Buraya diyalogu uzun uzun yazdım çünkü benim üslubumda bir sorun olmadığını görün istedim. Günlerdir o kadar kötü davrandılar, o kadar kendimi kötü hissettirdiler ki, ne olursa olsun içimde kalmasın diye cevap vermiştim onlara. Sizce bu lafları hak edecek kadar kötü mü gerçekten? Normalde bu kadar da sert yazmazdım. Avukatın dediklerine de çok sakince ve gülümseyerek şöyle cevap verdim:
"Bugün yaptığım işte bir hata olduğunu düşünmüyorum, bugünün işleriyle masama konulmuştu ve dilekçe tarihi de bugündü, dolayısıyla bugün yapmam çok normal. Benim karakterimde hiçbir sorun yok, sorun sizin davranışlarınız. İşleriniz çok yoğun olduğundan hiçbir şey yetişmiyor. Ben daha 11 aydır bu meslekteyim tabi ki hatalarım olacak, ama bu çok çalıştığım gerçeğini değiştirmiyor. Ben emek verdiğim halde vermemişim gibi davranılmasına katlanamam. Ben size hiçbir saygısızlık yapmadım, üslubumda da sorun yok. Siz farkında olmasanız da sizin üslubunuz da çok sert ve beni istemediğinizi çok belli ediyorsunuz. Ben daha duruşma tecrübesi bile edinemedim burada."
Konuşma böyle devam etti. Kendisi bana güvenmediğinden duruşmaya sokmadığını söyledi. Ayrıca da 11 aydır işin içinde olduğumu ve benim kıyaslama için çok bir kriterim olmadığını ama kendisinin başka stajyerlerle de çalıştığını söyledi. Ben de sert bir şekilde:
"Ben diğer avukat-stajyer ilişkileriyle kıyaslama yapmıyorum zaten, ben insan ilişkileri açısından kıyaslama yapıyorum. Siz bana güvenebileceğiniz kadar duruşma tecrübesi kazandırmadınız ki güvenesiniz. Dediğim gibi, ben karakterimde ya da üslubumda bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Bence çalışma şeklinizden kaynaklanıyor. Ayrıca whatsapp grubundan iş konuşmak da hiç sağlıklı değil. Herkesin yaşadıkları ve olaylara bakışları farklıdır. Diğer stajyerleriniz de yorulmuştur ama size cevap vermemişlerdir. Ben karakter olarak yaptığım işe verdiğim emeğe yapmadın denildiği zaman susamıyorum kusura bakmayın."
Neyse işte uzatmayayım. Zaten sevgilime kardeşime arkadaşıma anlata anlata unutmaya başladım konuşmanın detaylarını :D Sonuç olarak ne dedilerse cevap verdim. Kibar konuştum ama kendimi ezdirmedim ve sürekli gülümsedim. Diğer avukat, bana kızan avukatın bazı konularda haklı olduğunu söyledi. Ben öyle düşünmediğimi, iş yoğunluğu bu kadar fazlayken hep sorunlar yaşanacağını söyledim. Kendisi diğer büroların da böyle olduğunu söyledi, ben de öyle düşünmediğimi, öyleyse de bağlı çalışmayacağımı ve kendi yolumu çizeceğimi söyledim.
Kısaca, artık kurtuldum. Çok uzun bir tartışmaydı, hepsini yazamayacağım. Ama hiçbir şey içimde kalmadı, ona çok memnun oldum. Bu tartıştığım avukat birkaç gün önce bir gaf yaptı. Ben bir haftalık tatile çıktım ya, şansıma hafta sonuna denk geldi ve tatil 10 gün oldu. Bu da diğer avukata yazacağım diye ofis grubuna yazdı.
"Bu Moira da patronu bildiğin yemiş. Bir hafta gidiyorum diye on gün izin koparmış. Ben iki sene öncesine kadar bir haftadan fazla izin kullanmıyordum."
Yaa işte görüyorsunuz, böyle kötü niyetli insanlardı. Sonunda kurtuldum, mutluyum.
Bu sıcakta metrobüsle Yenibosna'daki İdare Mahkemesi'ne gidip bir istifa dilekçesi sunmam gerekiyordu. Tam işimi bitirip çıkmıştım ki, ofisin whatsapp grubundan ileti geldi. Avukatlardan biri "Yenibosna'ya gitmişken Küçükçekmece adliyesine de gider misin, x iş yapılacak." diyerek bir iş vermişti. Bana idare mahkemesinde iş veren diğer avukat da "Yenibosna'ya ne zaman gidiliyor" diye sordu. Ben de "Çıktım bile." dedim. Sonra yazdı ki:
"Moiracım oraya bugün gidilmeyecekti
Acil iş değildi o
Çağlayandaki işler acil
Pazartesi zaten dilekçe var yenibosnaya verilecek
Onunla birlikte götürülecekti"
Ben anlam veremedim çünkü bugün yapılması gereken diğer işlerle birlikte masamdaydı ve üzerindeki tarih de dünün tarihiydi. Yani dün hazırlanmış bugün sunulacaktı. Üzerine de not yazılmıştı idare mahkemesinden sunulacak diye. Ben uzatmamak adına;
"O zaman onu ayrıca belirtirseniz sevinirim." yazdım, o daha çok sinirlendi. Ve;
"Neyi ayrıca belirtiyorum Moira?" dedi.
"Bugünün işleriyle masama konulmuştu." dedim.
"Kim dedi sana bugün git diye" dedi. Zaten sabrım taşmıştı;
"Bugün yapılacak sanmam kadar normal ne olabilir ki?
Bugün Çağlayan'da bu kadar kızacağınız kadar acil iş varsa Küçükçekmece'ye gitmeyeyim isterseniz." dedim.
Bunu dememle de zaten kendisi de sinir krizi geçirdi ve bana "Moira bütün işleri bırak ofise gel" yazdı.
"Bugün yaptığım işte bir hata olduğunu düşünmüyorum, bugünün işleriyle masama konulmuştu ve dilekçe tarihi de bugündü, dolayısıyla bugün yapmam çok normal. Benim karakterimde hiçbir sorun yok, sorun sizin davranışlarınız. İşleriniz çok yoğun olduğundan hiçbir şey yetişmiyor. Ben daha 11 aydır bu meslekteyim tabi ki hatalarım olacak, ama bu çok çalıştığım gerçeğini değiştirmiyor. Ben emek verdiğim halde vermemişim gibi davranılmasına katlanamam. Ben size hiçbir saygısızlık yapmadım, üslubumda da sorun yok. Siz farkında olmasanız da sizin üslubunuz da çok sert ve beni istemediğinizi çok belli ediyorsunuz. Ben daha duruşma tecrübesi bile edinemedim burada."
Konuşma böyle devam etti. Kendisi bana güvenmediğinden duruşmaya sokmadığını söyledi. Ayrıca da 11 aydır işin içinde olduğumu ve benim kıyaslama için çok bir kriterim olmadığını ama kendisinin başka stajyerlerle de çalıştığını söyledi. Ben de sert bir şekilde:
"Ben diğer avukat-stajyer ilişkileriyle kıyaslama yapmıyorum zaten, ben insan ilişkileri açısından kıyaslama yapıyorum. Siz bana güvenebileceğiniz kadar duruşma tecrübesi kazandırmadınız ki güvenesiniz. Dediğim gibi, ben karakterimde ya da üslubumda bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Bence çalışma şeklinizden kaynaklanıyor. Ayrıca whatsapp grubundan iş konuşmak da hiç sağlıklı değil. Herkesin yaşadıkları ve olaylara bakışları farklıdır. Diğer stajyerleriniz de yorulmuştur ama size cevap vermemişlerdir. Ben karakter olarak yaptığım işe verdiğim emeğe yapmadın denildiği zaman susamıyorum kusura bakmayın."
Neyse işte uzatmayayım. Zaten sevgilime kardeşime arkadaşıma anlata anlata unutmaya başladım konuşmanın detaylarını :D Sonuç olarak ne dedilerse cevap verdim. Kibar konuştum ama kendimi ezdirmedim ve sürekli gülümsedim. Diğer avukat, bana kızan avukatın bazı konularda haklı olduğunu söyledi. Ben öyle düşünmediğimi, iş yoğunluğu bu kadar fazlayken hep sorunlar yaşanacağını söyledim. Kendisi diğer büroların da böyle olduğunu söyledi, ben de öyle düşünmediğimi, öyleyse de bağlı çalışmayacağımı ve kendi yolumu çizeceğimi söyledim.
Kısaca, artık kurtuldum. Çok uzun bir tartışmaydı, hepsini yazamayacağım. Ama hiçbir şey içimde kalmadı, ona çok memnun oldum. Bu tartıştığım avukat birkaç gün önce bir gaf yaptı. Ben bir haftalık tatile çıktım ya, şansıma hafta sonuna denk geldi ve tatil 10 gün oldu. Bu da diğer avukata yazacağım diye ofis grubuna yazdı.
"Bu Moira da patronu bildiğin yemiş. Bir hafta gidiyorum diye on gün izin koparmış. Ben iki sene öncesine kadar bir haftadan fazla izin kullanmıyordum."
Yaa işte görüyorsunuz, böyle kötü niyetli insanlardı. Sonunda kurtuldum, mutluyum.
13 Ağustos 2015 Perşembe
Rüya Gibi Bir Tatilden Sonra Hayat Gerçeği Yüzüne Vurunca
Sevdicekle Paris tatilimden döndüm! İ-na-nıl-maz geçti! Gerçekten muhteşem bir şehir. Bu kadarını beklemiyordum. Ama baya pahalı. Ayrıntılarını sonra anlatacağım. Şimdi uzun süredir yazmak istediğim, tatile gitmeden önce keşfettiğim bir kitaptan bahsetmek istiyorum...
Depresyonumdan bir nebze kurtulmanın da etkisiyle hayatım için planlar yapmaya başlamıştım. Ama iş yerim beni de psikolojimi de yerden yere vurduğu için ben neyi toparlarsam geri yıkıldı. Evet depresyonum az, kitaba da devam ettiğimden iş dışında moralim çok iyi. Ama hayata dair bir beklentim kalmadı. Meslekle ilgili ilerisini düşündüğümde her zaman hayallerimi gerçekleştirdiğimi görürdüm önceden. Ama şimdi kocaman bir boşluk görüyorum. Avukatlıktan nefret etmeye ramak kalmış, ne yapacağını bilmeyen, her gün nefret ettiği bir yere giden ve nefret ettiği insanların aşağılamasına maruz kalan bir insanım. İşten çıkınca her şey güzel. Napıcam bilmiyorum. Çık demeyin çünkü yeni iş bulmadan çıkamam... Stajımın sonundayken de yeni işi zor bulurum. Dayım bana özgeçmişimi göndermem için bir avukatın mail adresini verdi, sırf özgeçmişimi göndererek o kadar mutlu oldum ki... Düşünün ki burdan çıkma ihtimali bile gözlerimin parlamasına neden oluyor, öyle bir durumdayım işte...
29 Haziran 2015 Pazartesi
Biraz Enerji Depoladım
Gerçekten çok güzel bir haftasonu geçirdim. Bütün hafta inanılmaz yorucu, stresli ve mutsuz geçmişti. Üzerine bir de oruç olduğumdan iyice mala bağlamıştım. Cuma akşamı iftardan sonra her şey sihirli değnek değmiş gibi düzeldi. Ofis whatsapp grubunu da diğer arkadaş gruplarımı da sessize aldım, kardeşim en yakın arkadaşına gitti haftasonu kalmak için, annem de bana fazla ilişmedi. Sadece arada İstanbul'la konuştuk ama onun da sınavları olduğundan çok konuşamadık. Sevdicekle sohbet etmek en büyük keyiflerimden olsa da, tamamen kendinle kalmak da gerekiyor bazen galiba. Yani haftasonu evren benim kendimle başbaşa kalmam için her şeyi bir araya getirdi. Dondurma ve browni yedim bütün cuma akşamı ve cumartesi. Anime izledim bol bol. Sonra dolaplarımı düzeltip eski olan her şeyi elden çıkardım güzel bir müzik eşliğinde. Anlayacağınız kendime geldim. Pazar öğleden sonra da güzeldi ama pazartesi sendromunun etkilerini hafiften hissettim. Almanya'dan yengem ve kuzenim geldi, ananeme gittim akşama doğru. Gaylerle ilgili inanılmaz önyargılı konuşan bir ailem olduğundan kendime bir kabuk ördüm ve onlara fazla cevap vermedim.
Bu sabah yine odamda yalnız uyandım. Kardeşimi çok seviyorum ama insanın özel bir alanı olması çok başkaymış. Keşke küçüklüğümden beri bir odam olsaydı, psikolojik rahatsızlıklarımın çoğu çok daha hızlı bir düzelme gösterirdi. Neyse, yine de şükürler olsun. Uzun zamandır ilk defa çok yorgun uyanmadım, ama yine de o nefret ettiğim işe gitmek zorunda olmak enerjimi tüketti. Seslerinden bile nefret ediyorum, whatsapp grubunda gönderdikleri emojilerden bile nefret ediyorum. Ofisten çıkarken bazı işlerini batırıp çıkmak istiyorum. Ellerimdeki yetki belgeleriyle işlerine zarar vermek istiyorum. Ama en başta Allah'tan korkuyorum, sonra da onların en küçük bir hakarete karşı bile dava açtıklarını hatırlayıp başıma iş almayayım şimdi diye düşünüyorum. O yüzden diyorum ki, Allah'ım ben bunları sana havale ediyorum, attıkları her adım boşluğa bassın inşallah. Bundan sonra da onlara zerre beddua etmeyeceğim. O pislikler yüzünden beddua eden insan olmayacağım artık.
Az kaldı. 22 temmuzda adli tatil başlayacak ve doğru düzgün iş olmayacak. Zaten 30 temmuzda da tatile gideceğim. Gün sayıyorum bu işkencenin bitmesi için.
26 Haziran 2015 Cuma
Hakkını Vermediğiniz Emeğim Var Ya, Burnunuzdan Gelsin
Gözlerim kapanıyor...Gerçekten artık dayanamıyorum. Patronumla iki kere tartıştık, patrona yakın olan bir avukatla da ciddi bir konuşma geçti aramızda. Neyse ben anlatayım, yorum sizin.
Stajyer avukat olduğumu, köle gibi çalıştığımı ve çalıştığım yerden ne kadar nefret ettiğimi artık söylememe gerek yok. Normal şartlarda bir senelik stajımızın son altı ayında bir avukatın yanında çalışma zorunluluğumuz var. Her avukatın da yanında çalışan stajyeri yetiştirme yükümlülüğü var çünkü pratikte yapmamız gerekenler fakültede öğrendiklerimizden biraz farklı. Adliyede yapılması gereken işler dışında dilekçe yazmak, duruşmalara girmek, hacze ve tahliyeye çıkmak, icra takibi başlatmak, dosya takibi gibi işleri öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü ruhsatımızı aldıktan sonra avukat olarak çalışacağız ve insanlar bize dava takiplerini verecekler. Ama ben bu ofiste 7 aydır çalıştığım halde sadece iki kere duruşmaya girdim, bir kere basit bir şirket haczine gittim, birkaç da dilekçe. Bunun dışında bütün günüm adliyelerde, tapu müdürlüklerinde geçiyor. Ya bütün istanbulu metrobüslerle metrolarla dolaşıyorum, ya da bütün gün adliyede koşturuyorum. Ama ciddiyim. Çağlayan adliyesinde bazı mahkemeler arasında çok mesafe var. Her seferinde birkaç kat inip çıkmanız ve upuzun koridorları yürümeniz gerekiyor. Abartmıyorum, öğle araları ya da telefon konuşmaları dışında hiç oturmuyorum. Sabah 9.30 akşam 4 devamlı olarak yürüyorum. Tam işlerimi sıraya koydum yapıyorum derken bir telefon geliyor, elindeki işi bırak hemen şunu yap diyorlar. Elimden gelen bütün gayreti gösteriyorum. Böylece işim hiç bitmiyor, avukat olunca ne yapmam gerektiğini doğru düzgün öğrenemiyorum. Tüm bu anlattıklarım, eğer emeğimin değeri bilinse hiç sorun olmaz.
Ofisin bir tane whatsapp grubu var. Yaptıklarımızı oraya rapor gibi yazmamız gerekiyor. Patron avukat da oradan direktifler veriyor, şu yapılsın, şu edilsin... İnanılmaz sinir bozucu ve psikolojik baskı yaratan bir durum olduğunu tahmin edebilirsiniz. İki hafta önce cumartesi günü whatsapp grubuna yazdım. "Hepinizi bir arada yakalayamadığım için buraya yazıyorum, 3.5 ay sonra avukat olacağım ama hiç duruşma, haciz gibi şeylerde tecrübem yok.. Bu konuda bana yardımcı olabilirseniz çok sevinirim.:)" yazdım. Argo bir kelime yok, en küçük bir kabalık yok. Bu yazdığıma zerre cevap vermediler. Yeri gelince o whatsapp grubuna rakı sofralarının fotoğrafını gönderiyorlar ama tek söz söylemediler. Sonra anladım ki, patron bunu baya bir içinde tutmuş...
Ben bu mesajı yazdıktan sonraki hafta içi Anadolu adliyesine gitmem gerekiyordu. Oradaki işimi bitirip Çağlayan'a geçecektim çünkü son günlü bir iş vardı. Patronun kocası bana çok zamanımı alacak bir iş verdiğinden planladığım zamanda Anadolu'dan çıkamadım. Bu patrona yakın dediğim avukat hemen ortalığı karıştırmak adına whatsapp grubuna benim hala işi bitiremediğimi, çağlayandaki işi kimin yapacağını... falan yazdı. Patron da sanki ben orada keyfimden duruyormuşum gibi kızdı. Yok ne işim varmış, yok hala bitmemiş mi, neden ben oraya gitmişim, neden son günü yapmamışım, dediğim gibi üç buçuk ay sonra avukat olacakmışım, bilmem gerekiyormuş... Ben de dayanamadım yazdım "Ben buraya gelmeye kendim karar vermedim, sizler ne diyorsanız ben onu yapıyorum, Kartal'a gitmem söylendi buraya geldim. X beyin burada iş vereceğini bilemezdik sonuçta" yazdım. Ama bir kızdı bana patron, herkesin içinde azarladı, ben de susmadım kendimi savunmaya devam ettim, resmen tartıştık. Herkes okuyor...
Akşam ofise döndüğümde patrona yakın olan avukat benimle konuşmak istediğini söyledi. Yok daha dikkatli çalışmalıymışım, yok memnun değillermiş, ofisin dosyalarını ben onlar söylemeden takip etmeliymişim, whatsappta üslubum yanlışmış. Ya dedim siz benim ne kadar çok çalıştığımı görmüyor musunuz? Sadece sizin 200 tane dosyanız var diğer avukatların daha da afzla dosyası var ben hepsine nasıl bakabilirim? Sadece verdiğiniz son dakika işleriyle bile bütün günüm adliyede geçiyor. Her gün sabahtan akşama kadar yürüyorum ayaklarımın altı su topladı, yine de hiç mesai bitmeden adliyeden çıkmıyorum. Bu konuşma iyi geçsin diye size bundan sonra dikkat ederim falan diyemem, elimden gelen bu kadar dedim. Sen de haklısın adliye işi zor biliyorum, ama biraz daha düzenli olabilirsin...dedi. Yuh diyorum başka bir şey demiyorum. İşlerimi düzenli yapabilmek için iki masraf çizelgesi, iki de dava takip defteri kullanıyorum... Ben daha ne yapabilirim bilmiyorum.
Dün yine ağladım. Patron dilekçede fazladan 2 satır boşluk bıraktım diye beni o kadar azarladı ki.... Yine tartıştık, onun görmediği bir yerde ağladım yine.
Bütün enerjim tükendi. Nefret ediyorum artık, her gün yaptığım şeyden nefret ediyorum. Ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Neden işten çıkmıyorsun demeyin... Başka bir iş bulmadan çıkamam, ailemden para desteği almıyorum, hem tatile gideceğim diye rezervasyon yaptırdım, kendi paramla ödüyorum... Yani anlayacağınız adli tatil dönemine kadar sabretmek zorundayım. Ama depresyona giriyorum, kendime kabuk öremiyorum bu kötü kibirli insanlara karşı....
Stajyer avukat olduğumu, köle gibi çalıştığımı ve çalıştığım yerden ne kadar nefret ettiğimi artık söylememe gerek yok. Normal şartlarda bir senelik stajımızın son altı ayında bir avukatın yanında çalışma zorunluluğumuz var. Her avukatın da yanında çalışan stajyeri yetiştirme yükümlülüğü var çünkü pratikte yapmamız gerekenler fakültede öğrendiklerimizden biraz farklı. Adliyede yapılması gereken işler dışında dilekçe yazmak, duruşmalara girmek, hacze ve tahliyeye çıkmak, icra takibi başlatmak, dosya takibi gibi işleri öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü ruhsatımızı aldıktan sonra avukat olarak çalışacağız ve insanlar bize dava takiplerini verecekler. Ama ben bu ofiste 7 aydır çalıştığım halde sadece iki kere duruşmaya girdim, bir kere basit bir şirket haczine gittim, birkaç da dilekçe. Bunun dışında bütün günüm adliyelerde, tapu müdürlüklerinde geçiyor. Ya bütün istanbulu metrobüslerle metrolarla dolaşıyorum, ya da bütün gün adliyede koşturuyorum. Ama ciddiyim. Çağlayan adliyesinde bazı mahkemeler arasında çok mesafe var. Her seferinde birkaç kat inip çıkmanız ve upuzun koridorları yürümeniz gerekiyor. Abartmıyorum, öğle araları ya da telefon konuşmaları dışında hiç oturmuyorum. Sabah 9.30 akşam 4 devamlı olarak yürüyorum. Tam işlerimi sıraya koydum yapıyorum derken bir telefon geliyor, elindeki işi bırak hemen şunu yap diyorlar. Elimden gelen bütün gayreti gösteriyorum. Böylece işim hiç bitmiyor, avukat olunca ne yapmam gerektiğini doğru düzgün öğrenemiyorum. Tüm bu anlattıklarım, eğer emeğimin değeri bilinse hiç sorun olmaz.
Ofisin bir tane whatsapp grubu var. Yaptıklarımızı oraya rapor gibi yazmamız gerekiyor. Patron avukat da oradan direktifler veriyor, şu yapılsın, şu edilsin... İnanılmaz sinir bozucu ve psikolojik baskı yaratan bir durum olduğunu tahmin edebilirsiniz. İki hafta önce cumartesi günü whatsapp grubuna yazdım. "Hepinizi bir arada yakalayamadığım için buraya yazıyorum, 3.5 ay sonra avukat olacağım ama hiç duruşma, haciz gibi şeylerde tecrübem yok.. Bu konuda bana yardımcı olabilirseniz çok sevinirim.:)" yazdım. Argo bir kelime yok, en küçük bir kabalık yok. Bu yazdığıma zerre cevap vermediler. Yeri gelince o whatsapp grubuna rakı sofralarının fotoğrafını gönderiyorlar ama tek söz söylemediler. Sonra anladım ki, patron bunu baya bir içinde tutmuş...
Ben bu mesajı yazdıktan sonraki hafta içi Anadolu adliyesine gitmem gerekiyordu. Oradaki işimi bitirip Çağlayan'a geçecektim çünkü son günlü bir iş vardı. Patronun kocası bana çok zamanımı alacak bir iş verdiğinden planladığım zamanda Anadolu'dan çıkamadım. Bu patrona yakın dediğim avukat hemen ortalığı karıştırmak adına whatsapp grubuna benim hala işi bitiremediğimi, çağlayandaki işi kimin yapacağını... falan yazdı. Patron da sanki ben orada keyfimden duruyormuşum gibi kızdı. Yok ne işim varmış, yok hala bitmemiş mi, neden ben oraya gitmişim, neden son günü yapmamışım, dediğim gibi üç buçuk ay sonra avukat olacakmışım, bilmem gerekiyormuş... Ben de dayanamadım yazdım "Ben buraya gelmeye kendim karar vermedim, sizler ne diyorsanız ben onu yapıyorum, Kartal'a gitmem söylendi buraya geldim. X beyin burada iş vereceğini bilemezdik sonuçta" yazdım. Ama bir kızdı bana patron, herkesin içinde azarladı, ben de susmadım kendimi savunmaya devam ettim, resmen tartıştık. Herkes okuyor...
Akşam ofise döndüğümde patrona yakın olan avukat benimle konuşmak istediğini söyledi. Yok daha dikkatli çalışmalıymışım, yok memnun değillermiş, ofisin dosyalarını ben onlar söylemeden takip etmeliymişim, whatsappta üslubum yanlışmış. Ya dedim siz benim ne kadar çok çalıştığımı görmüyor musunuz? Sadece sizin 200 tane dosyanız var diğer avukatların daha da afzla dosyası var ben hepsine nasıl bakabilirim? Sadece verdiğiniz son dakika işleriyle bile bütün günüm adliyede geçiyor. Her gün sabahtan akşama kadar yürüyorum ayaklarımın altı su topladı, yine de hiç mesai bitmeden adliyeden çıkmıyorum. Bu konuşma iyi geçsin diye size bundan sonra dikkat ederim falan diyemem, elimden gelen bu kadar dedim. Sen de haklısın adliye işi zor biliyorum, ama biraz daha düzenli olabilirsin...dedi. Yuh diyorum başka bir şey demiyorum. İşlerimi düzenli yapabilmek için iki masraf çizelgesi, iki de dava takip defteri kullanıyorum... Ben daha ne yapabilirim bilmiyorum.
Dün yine ağladım. Patron dilekçede fazladan 2 satır boşluk bıraktım diye beni o kadar azarladı ki.... Yine tartıştık, onun görmediği bir yerde ağladım yine.
Bütün enerjim tükendi. Nefret ediyorum artık, her gün yaptığım şeyden nefret ediyorum. Ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Neden işten çıkmıyorsun demeyin... Başka bir iş bulmadan çıkamam, ailemden para desteği almıyorum, hem tatile gideceğim diye rezervasyon yaptırdım, kendi paramla ödüyorum... Yani anlayacağınız adli tatil dönemine kadar sabretmek zorundayım. Ama depresyona giriyorum, kendime kabuk öremiyorum bu kötü kibirli insanlara karşı....
11 Haziran 2015 Perşembe
Başka Bir Ülkede, Yok Yok Yetmez Başka Bir Dünyada Yaşayalım
Olmuyor, olmuyor. Her sabah işe giderken ağlamamı zor tutuyorum. Bir sorun var. Bu ara İstanbul'la çok az görüşüyoruz, sınavları var. Acaba ondan mı moralim bozuldu diye düşündüm ama yok... Sadece o olamaz. İşimden nefret ediyorum ben... Başka bir açıklaması yok bunun. Dün ilk defa hacze gittim, biraz mutlu oldum ama çok kısa sürdü. Mutlu oldum çünkü gerçekten bişey yaptım gibi hissettim, insan yerine konuldum gibi hissettim. Ama sonra yine saçma sapan işler için mesaiye kaldım, bugün yine adliyedeyim.
Dün eve geldikten sonra 3.30 saatlik bir boşluğum vardı. Hepsinde de dizi izledim, oh yarasın. Kızdım sonra baya kendime, 45 dk'sını spor ve piyanoya verebilirdin dedim, anca otur dizi izle dedim. Sonra enerjimin kalmadığını fark ettim, ne suçum vardı ki sonuçta... Buraya yazıyı bile adliyenin kafeteryasında yazıyorum.
Bugün Avukat1 benden bir yazıyı istedi aldım, ona whatsapptan gönderdim. Yazıda bir ruhsat oluğunu görmüş, "Ayy canım ben senden bunu istemedim ki, ruhsatı istedim." diyor. Yahu bana "Bir daha git bak ruhsat varmış onu da al." desene, neden ben zaten ruhsatı istemiştim moduna giriyorsun? Ruhsatı falan istemedin!!! Patron1 de (kadın olan) benden bir dosyadaki suçun ne olduğuna bakmamı istedi. Ben sadece suça değil suç tarihine, hangi kanun hangi maddeye aykırılık olduğuna.. Bir sürü şeye baktım, kadın tutturmuş neden peki neymiş olay diye soruyor. Yahu kaç sayfalık iddianameyi mi okuyayım orda? Daha çok ayrıntı istiyorsan baştan söylesene, ben de gitmişken not alayım bütün ayrıntıları. Her şeyi taksit taksit söylüyürlar, memurlar da bana kızıyor tabi... Sonuç olarak ben anladım ki kimseye bağımlı olarak çalışabilecek bir insan değilim. A da bu büro böyle kötü, ben şanssızlığımdan bu kadar kötü bir yere denk geldim. Dün Avukat3 ile (çok tatlı bir kadın ve iyi bir insan olduğu için işten ayrılmaya karar verdi çünkü katlanamıyor) biraz ofis dedikodusu yaptık. O da çok şaşkınmış, böyle iş yürütülmez diyor, yanında çalışanlar meslektaşı değil de hizmetçisi gibi davranıyor diyor. Ohh be sadece ben değilmişim böyle düşünen. O bu ayın sonunda işten ayrılıp kurtulacak, ama benim birazcık daha zamanım var...
Kızlara da whatsapp grubunda trip attım. Ne cenazemde arıyorlar ne paylaştığım şeylere yorum yapıyorlar... Ben de arkadaşlık böyle olmaz dedim onlara, ne gıcıksınız ya dedim. Sinirliydim ya bir de iyice kızdım yani. Mik mik bir şeyler söylediler ama "neyse daha yazmıcam"
dedim ve yazmadım. Yazmıcam da!
Ahh ah öğrencilik ne güzeldi... Oturup kahve içer dizi izlerdim sadece. Sınav zamanları dışında stresim olmazdı, çok yorgun hissediyorsam kafamı sıraya koyar uyurdum, hastaysam okula gitmezdim, gitmek istemiyorsam gitmezdim, İstanbul'la konuşmak için okulu asardım... Ne güzeldi yahu.
Öğrenci iseniz okul hayatının değerini bilin. Devam zorunluluğunuz yoksa sakın okula gitmeyin. Biz okula gidip ya kantinde ya kocaman bahçemizde otururduk, hatta son gün bahçemizde gizlice şarap içmiştik... Gidin sevgilinizle deniz kenarına, pikniğe falan gidin. Takılın yumuş yumuş...
Etiketler:
İş hayatı,
okul hayatı,
stres
3 Haziran 2015 Çarşamba
Benim Bir Aylık Maaşımı Terliğe Vermişler A Dostlar
Patronlarımın evinde çalışan yabancı hizmetli evde hırsızlık yapmış. Savcılığa şikayet dilekçesi verdik. Dilekçede nelerin çalındığını teker teker saymışlar, fiyatlarını da söylemişler. Dilekçeyi okuyorum ama ağzım açık kaldı. Çünkü benim maaşımın iki buçuk katını bir çantaya vermişler. Benim maaşımın on katıyla Armani'den palto almışlar. Benim maaşımın 200 tl fazlasıyla terlik almışlar. TERLİK. Bir terliğe benim maaşımdan fazla para vermişler. On binlerce dolar verip kol düğmeleri almışlar. Kızlarının kolyeleri çalınmış, iki kolyenin değeri benim maaşım kadar. Tayt ve tişörtlerinin parası maaşımın yarısı kadar.... Ayy daha ne kadar sayayım. Hırsız da maşallah evi götürmüş yani. Neyse işte zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış. Bir kere yurtdışına çıkıcam diye günümü bir simit sarayı sandviçiyle bitirince böyle oluyor işte. Çok büyük dengesizlik yahu. Benim maaşım neyse ama insanlar onların terliğe verdiği parayla ev bakıyor çocuk okutuyor. Neden bu kadar dengesizlik var?... Zaten iki kuruş parayı bile çok görüyorlar. Ayın 1'inde maaşımı almam gerekiyor ama ben hala almadım. Emeğimizi kullanırken iyi, ama iş karşılığını vermeye gelince birkaç gün gecikmeden bir şey olmaz gibi davranıyorlar. Oldu o zaman, ben de emeğimi geciktireyim. O zaman kötü olurum ama değil mi?
Bayan Ç beni hiç ama hiç sevmiyor, eminim artık. Kendisinin şu süreçte patrona yalakalık yapmaktan başka derdi yok. Bir davada keşif yapılacaktı, keşif gününü kaçırmış. Duruşmaya da ben girmiştim diye şimdi benim yüzümden kaçırmış gibi davranıyor. Bana gerçekten kötü davranıyor. Artık ofisten de işten de nefret ediyorum. Her gittiğimde negatif enerjiyle gidiyorum ama yine de insanlara gülümsemeye devam ediyorum. Çünkü kimse benim asık suratımı çekmek zorunda değil, onlara negatif davranmaya hakkım yok, ben Bayan Ç gibi düşüncesiz değilim. Ama artık ona iyi davranmıyorum, çünkü o hak etmiyor.
Kurtulacağım, kurtulacağım az kaldı. Bu ofiste geçirmem gereken sadece dört ayım kaldı. Bu dört ayın bir buçuk ayında adli tatil dönemi olacağından işler yavaşlar. Adli tatil sürecinde de bir haftalık tatilim var. Biraz daha sabredersem ben karlı çıkarım bu işten. Bu arada da başka planlar yapsam? Meslekte nasıl başarılı olurum bilmiyorum ki...Yüksek lisans yapsam zamanıma yazık. Hem zaten param da yok. Seminerlere falan katılayım desem kıçımı kaldırıp gitmeyeceğimi biliyorum. Bugün baronun adli tıp dersinde o kadar keyif aldım ki... Kesin yanlış meslek seçtim ben. Olay yeri incelemedir, kriminal laboratuvardır öyle şeyler yapmalıydım ben. Önceki hayatımda öyle bişeydim belki de... Kanıt dizisi, hatta flash tv deki gerçek kesit bile benim hayatımdan daha heyecanlı...
Kurtulacağım, kurtulacağım az kaldı. Bu ofiste geçirmem gereken sadece dört ayım kaldı. Bu dört ayın bir buçuk ayında adli tatil dönemi olacağından işler yavaşlar. Adli tatil sürecinde de bir haftalık tatilim var. Biraz daha sabredersem ben karlı çıkarım bu işten. Bu arada da başka planlar yapsam? Meslekte nasıl başarılı olurum bilmiyorum ki...Yüksek lisans yapsam zamanıma yazık. Hem zaten param da yok. Seminerlere falan katılayım desem kıçımı kaldırıp gitmeyeceğimi biliyorum. Bugün baronun adli tıp dersinde o kadar keyif aldım ki... Kesin yanlış meslek seçtim ben. Olay yeri incelemedir, kriminal laboratuvardır öyle şeyler yapmalıydım ben. Önceki hayatımda öyle bişeydim belki de... Kanıt dizisi, hatta flash tv deki gerçek kesit bile benim hayatımdan daha heyecanlı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






