29 Mayıs 2014 Perşembe

Bok Gibi Uyanmak

     Şu an o kadar gerginim ki, ders çalışmam gerekiyor ama zaten bu sinirle çalışamayacağım için yazıyorum. Dün deep yorumunda moralin nasıl diye sormuştu, dün cevap verseydim çok iyi diyecektim, ama bugün bok gibi diyorum. Çünkü daha sabah 10.30 ve kardeşimle tartıştık. Bu tartışmaların tekrarlanmasını istemiyordum, ne zamandır tekrarlanmıyordu da zaten. Ama iki gecedir sabaha karşı kardeşim yüzünden uyanıyorum. Zaten sınavlarım yüzünden gerginim. Gece çalışacağım diye oturup, çalışamadan yine de 2.30 3 gibi yatmanın verdiği vicdan azabını ancak final döneminden geçmiş olanlar bilir. O saatte yatıp sabah erken kalkabilmek için dua ederken, sabahın altısına kaddar oturan kardeşimin kelebek avlama sesine uyanıyorum. Neymiş, o kelebek odadan çıkacakmış! Belki yarım saat sürdü, hiç sesimi çıkarmadım, belki huylanıyordur kelebek uçarken suratına çarpacak vs. diye dedim. Kalktım uyku gözlüğümü alıp uyumaya devam etmeye çalıştım. O sıra da seni de uyutmadım kusura bakma dedi, hiç cevap vermedim. Zaten 6.30 a kadar falan da uyuyamadım. Dolayısıyla sabah kalkamadım. Dün gece de sabah 5.30 gibi yattı, sevgilisiyle konuştu falan. Yatarken de artık ses mi çıkardı ne yaptıysa ben yine uyandım. Uyuyamadım tabi, sivrisinek falan vardı bir de. İyice sinirim bozuldu. Ne olur dedim uyandırma beni.


     Bu sabah da gerizekalı digiturk aradı. Neymiş faturaları düzenli ödüyormuşuz, salon filmleri hediye olacakmış bir sene boyunca. Annemin doğum tarihini soruyor. Ama annemin doğum tarihi kimlikte farklı yazıyor ve ben 28.08 diye hatırlamışım ama 29.08 miş. Ya kadın sabah sabah 4 kere falan aradı bizi. Anneannemin kızlık soyadını soruyor falan. Annemi arıyorum, anneannemi arıyorum açmıyorlar. Sonra biz tartışırken annem aradı, bu sefer ona kızdım. Sonra da kendime kızdım arayıp elli kere özür diledim. Allah kahretmesin dedim bir hediye verecekler, eben ananemin kızlık soyadı!! Ama tabi ben bunu telefondaki kadına söylemiyorum, kardeşim telefonda, ben kardeşime söylüyorum. Bu arada iki haftadır her sabah 8.30 da karşıdaki inşaatın sesiyle uyanıp, kalkıp camı kapatıyorum.

      Neyse kardeşim de ayıp rezil olduk bilmem ne diye bana kızınca benim de tepem attı. Zaten gözlerim acıyor, sinirliyim. Başladık tartışmaya. Ben sabah 5 te uyanmak zorunda değilim diyorum, o senin yattığın saatte yatmak zorunda değilim diyor. En son bu konulardan annem ve kardeşimle tartıştığımda sinir krizi geçirmiştim ve haklıydım, onlar da bunu biliyordu. Kardeşim dikkat etmeye çalışıyordu falan. Ama yine böyle oldu işte. Evdeki durumu sonra yazarım. Ders çalışmalıyım. :((( Neyse ki İstanbul aradı da onunla sohbet edince kafam dağıldı, moralim düzeldi. :)

28 Mayıs 2014 Çarşamba

Tek Kelime İle

      Merhaba!!!

     Yapamadığım diğer mimi yapıyorum şimdi. :) Ucuz Roman mimlemiş. Ama kendisi sanırım mimi yaptığı yazıyı silmiş. Ben okumuştum, güzeldi, neden sildin? :)

Mime tek kelime ile cevap veriyormuşuz.
    Telefonun nerede? - Yanımda
    Partnerin? - Hayatım
    Saçların? - Sarı
    Annen? - Kahramanım
    Baban? - Özledim
    En sevdiğin eşya? - Kalem
    Son gece gördüğün rüya? - Sevgilim
    Hayalindeki araba? - Mini     Cooper
    İçinde bulunduğun oda? - Huzurlu
    Korkun? - Kaybetmek
    On sene içinde ne olmak istiyorsun? - Avukat
    Sen ne değilsin? - Aptal
    Üzerinde ne var? - t-shirt
    Senin hayatın? - Keyifli
    Moralin? - İyi
    Şu an ne düşünüyorsun? - Finalleri
    Senin bilgisayarın? - Eski
    Aşk? - İstanbul 

    Ben de yapmadılarsa Spot Işığını Arayan Kız ve deeptone'u mimliyorum. :)

27 Mayıs 2014 Salı

Siz hiç?

      Miss Grumpy beni mimlemiş! Bu blogda yapacağım ilk mim. Hepiniz yapmışsınızdır bunu ama ben 12 Mayıs'ta mimlenmiştim ve gündemimiz Soma olduğundan mimi yapmamıştım. Sonra çok geç artık diye düşündüm ama mim çok güzel olduğundan yapmak istedim. :)

      Siz hiç gerçek aşk nedir bildiniz mi?
       Bilmez miyim? 5 senedir kalbimde dünyanın en güzel şeyini taşıyorum.:)

      Siz hiç acı çektiniz mi?
      Çektim. İlk büyük acımı 14 yaşında babamın uyuşturucularını bulup anneme söylediğimde, babam omzumda ağladığında, sonra evden gittiğinde çektim. İkinci büyük acımı dağ gibi arkamda olan dedem öldüğünde çektim. Üçüncü büyük acımı da iki aylık kuzenimin iyi olmadığını ve hastaneye götürmemiz gerektiğini fark ettiğimde, sonra yoğun bakıma aldıklarında ve öldüğünde çektim. Allah başka acı göstermesin.

      Siz hiç insanların taa gözlerinin içine baktınız mı?
      Baktım. Hala da bakıyorum.

      Siz hiç salıncakta sallanıp bulutları yakalamaya çalıştınız mı?
      Valla öyle bir şey yapsam kafa üstü yere gömülürdüm diye düşünüyorum. :)) Öküzüm ya.


      Siz hiç ayağınız takılıp düştüğünüzde kendinize bayılana kadar güldünüz mü?
      Hayır, gerçekten komik ama bayılana kadar gülemezdim heralde. Şöyle bir etrafımı süzerdim, rezil olduk ya diye. İşte insanları çok takıyor olmaktan bu yüzden kurtulmam gerekiyor!

      Siz hiç parmak yarışı yaptınız mı?
      Yaptım.

      Siz hiç kafanızı su dolu bir kovaya sokup nefesinizi ne kadar tutabileceğinize baktınız mı?
      Hayır, ama denizde kardeşimle yapardık küçükken.

      Siz hiç ruh çağırdınız mı?
      Ruh değil cin çağırma denir ona. Çağırırsanız ruh değil cin gelir ahahaha. Çağırdık tabi çağırmaz mıyız? Geldi hem de. Siz inanmıyorsunuz ama. Valla geldi. Ama sonra iki hafta uyuyamadım. Bence inanmamak daha güzel. Ne kadar az şey bil o kadar rahat yaşa!

      Siz hiç altın günü yaptınız mı?
      Nop. Ama aklımıza gelmedi değil.

      Siz hiç pamuk şeker yerken elinize yüzünüze bulaştırdınız mı?
      Siz hiç elinize yüzünüze bulaştırmadan pamuk şeker yiyebildiniz mi? :)


      Siz hiç gece yarısı uyanıp sevdiğinizin nefesini dinlediniz mi?
      Dinledim, ahh ne kadar güzel bir andı...Bal gibi.

      Siz hiç saatlerce köpük banyosu yaptınız mı?
      Bizim evde hiç küvet olmadı. :( küçük emrahım çünkü.

      Siz hiç çıplak ayak çimlerin üstünde yürüme keyfini yaşadınız mı?
      Yaşadım... Ama en son yapalı baya oldu. En kısa zamanda tekrarlanmalı. Ama İstanbul çok kalabalık ya! Nereye gitseniz on bin tane kafa. Sakin, çimenlik bir yere gitmek isteseniz piknik yapan insanlar. Eskiden yıldız korusuna giderdik. En son gittiğimizde 20 çift gelin damat aynı anda fotoğraf çekiliyordu, kaçtık.

      Siz hiç yağmur altında çılgınlar gibi koştunuz mu?
      Hayır galiba, bir keresinde İstanbul'la İstiklal'de koşmaya çalışmış olabiliriz. Emin olamadım.


      Siz hiç günü hayıflanmadan geçirebildiniz mi?
      Günü hayıflanmadan geçirebildiğim tek dönem oldu hayatımda. İstanbul'la gittiğimiz Bodrum tatili. Hayal gibiydi. 6 gündü sadece ama çok güzeldi.

      Siz hiç sesiniz kötü olsa bile bir şarkıyı bağıra bağıra söylediniz mi? 
      En son küçükken yapmıştım onu. Yan komşumuz sesin de güzelmiş diye dalga geçmişti. Bok gibi çünkü sesim.

      Siz hiç kendi takımınız yense bile karşı takımla alay etmeden medenice tebrik ettiniz mi?
      Ben Galatasaraylıyım, kardeşim Fenerbahçeli. Bazen kardeşimi tebrik ediyorum o kadar. 
  
      Siz hiç yardımlaştınız mı?
      Eğer bu dünyada herkes sadece bir kişiye yardım etse, dünyada yardıma ihtiyacı olan hiç kimse kalmazdı. Ben İstiklal'e çıktığımda aç olmadığım halde büfeden döner aldığımı bilirim, aç birini görürsem veririm diye. Ve ne zaman yardım etsem Allah bana hep daha fazlasını gönderdi. 

      Siz hiç saatlerce beklemenize rağmen acelesi olduğu her halinden belli olan birine yerinizi verdiniz mi?
      Hayır, ama denk gelmediğim için. Yoksa verirdim tabi ki, insanlık ölmedi ya.

      Siz hiç cep telefonunuzu evde bırakıp çıktınız mı?
      Evet, sonra hassktr telefon diye geri koştum. Beyim merak eder ahahaha :)

      Siz hiç etraf ne der diye düşünmeden bir kez olsun rahat hareket ettiniz mi?
      Etmeye çalıştık baya bi. Özellikle İstanbul'la hep hatırlatırız bunu birbirimize. Ama içten içe hep bir endişe var, içimize işlemiş bir toplum baskısı var.

      Siz gönlünüzce yaşayabildiniz mi?
      Çok şükür, gönlümce yaşıyorum.

      Ne kadar güzel bir mimmiş!!! Miss Grumpy çok sağol, ben de kendi "siz hiç" lerimi buldum. Soruları cevaplamak kendi içinde yolculuğa çıkmak gibi. Yazanların cevaplarını okumak da eğlenceli. Eğer yapmadılarsa MayaVişne Çürüğü ve Mia Wallace'ı mimliyorum. :))

Zamanı Güzel Değerlendirsem

        Hani derler ya söz uçar yazı kalır, bu benim için hayatımın her alanında geçerliymiş bunu anladım. Düzenli olmam için sürekli yazmam gerekiyor sanırım. Ne zaman ki düzenli yazmayı aksatıyorum, yapmam gereken her şey de aksıyor. Cuma günü ilk sınavıma gireceğim, sonrasındakiler de hep arka arkaya. Çalışmam lazım ama yazı gözlerimin önünden akıp gidiyor. Zaten aklıma hep İstanbul'un yazın gidecek olması geliyor. Onun da benim de sınavlarımız olduğundan çok görüşemiyoruz. İkimizin de sınavları bittiğinde onun gitmesine 1 aydan az kalmış olacak. Bu yüzden kesinlikle bütünlemelere kalmamalıyız. Yoksa o bir ay da bütünlemelerle geçer. Plan yapmaya çalışıyorum, acaba gitmeden önce bir haftasonu bir yere mi kaçsak? Ada olabilir mesela, başka nere olabilir İstanbul'da (şehir olan:)) haftasonu gitmelik? Sapanca olabilir mi? İstanbul da beğenmez ki hiçbir yeri. Gıcık eder beni. Neyse yapmaya çalışacağız artık bir şeyler. Yazın kendime meşguliyet yaratmalıyım.


      Çok yakın bir arkadaşım var ya benim Dubai, işte o bir blog açtı sporla ilgili. Şimdi benim hukuk bloguna çeviridiğim blogum var demiştim ya, herkes biliyor onu diye rahat yazamıyorum ondan bu bloga geçtim demiştim. Heh işte Dubai de yazdığımı bildiği için benden yardım istedi. Postlarını birlikte yazdık, blogspot kullanımını öğretmeye çalıştım. Ama sorun şu ki izleyici edinebilmesi için ona okuyabileceği, yorumlayabileceği birkaç blog söyledim. Ama söylerken de korktum çünkü yorum atanların da profillerine bakarak yeni bloglar keşfedebileceğini söyledim. Yani şimdi diyorum ki, inşallah bana denk gelmez.

        Bu ara hiç uyku düzenim kalmadı. 4 hafta öncesine kadar ingilizce kursuna gidiyordum, sabah erken saatte kalkıyordum ne güzel. Şimdi gecenin körüne kadar oturup, 11'e saat kuruyorum. Öküz gibi yatıyorum. Halbuki erken kalkan yol alır. Erken kalksam kitap okumaya da dizi izlemeye de ders çalışmaya da vakit bulurdum. Ama şimdi geç kalkınca insan hemen de kendine gelemiyor ki, vücut hiç dinlenmemiş oluyor. Biraz ders çalışıp sıkılıyorum, bir bölüm dizi izleyeyim diyorum, tekrar derse başlıyorum, ikinci bölümü izliyorum, hoop akşam olmuş. Annem 7.30 da gelecek diye kalkıp sofrayı kuruyorum. Sonra da annem dizi izlerken onunla oturup ben de izliyorum. Bu arada İstanbul arıyor, yoksa ben arıyorum. Onunla her gün bir saat falan konuşuyoruz. Sonra gecenin körü oluyor. Bir bölüm daha dizi izleyeyim, bu saatten sonra ders mi çalışılır diyorum. Böyle işte. 

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Bakalım Hayat Neler Getirecek!

      Ülkemizde son günlerde olanlar ve bu sabahki deprem için hepinize geçmiş olsun. Soma ile ilgili buraya uzun uzun yazmayacağım çünkü kırıcı olabilirim. Şu ana kadar bu konuda çok insanla konuştum. En başta ailemde ak partili biri var. Ama söyledikleri o kadar uç noktalarda ki... En başta bir vatandaş olarak, sonra bir hukukçu olarak elimdeki kanıtlarla konuştum herkesle. Etrafımdan ya da twitterdan duyduklarımla asla hareket etmem. Elimde Soma'nın tehlikeli olduğuna dair chp grup başkanlığı tarafından yazılmış ve meclise sunulmuş, 23 ekim 2013 tarihli bir önerge var, hepimizin bildiği gibi chp li bir milletvekilinin felaketten 20 gün önce meclisteki konuşması var, başbakanın attığı yumruğun ve ettiği tehdidin videosu var, yolsuzluklarının ses kayıtları var. Şimdi bu Soma'da olanın tayyiple alakası olmadığını, bu konudan siyaset yapılmayacağını söylemesin kimse. O önerge dikkate alınsaydı, denetimler yapılsaydı bunlar olmazdı... Fazla bile yazdım. Artık güncel konularda, özellikle hukuki konularda diğer bloguma yazacağım. Bir sürü kişinin hukuki yardıma, bilgiye ihtiyacı var ama hukuki danışmanlardan ya da avukatlardan sadece bilgi almaya gitseniz bile ücretleri çok yüksek olabiliyor. Kira sözleşmelerine uymayan ev sahipleri, haklarını bilmediği için mağdur olan kiracılar, iş sözleşmesine uymayan işverenler ve hakkını alamayan işçiler, boşanmak isteyen ama korkan kadınlar, tacize uğrayan kadınlar ve çocuklar... Dava açmak ya da savcılığa şikayette bulunmak isteyen ama ne yapacaklarını bilmeyenler... Ben herkese yardım etmek istiyorum. Hukuki bilgisini şirket avukatlığı yaparak, sadece şirketlerin daha fazla para kazanması için kullanarak, insanlara yardım etmeyenlerden olmayacağım. 


      Sadece çok yakın bir blogger arkadaşımın bildiği başka bir blogum daha var. O blogda önceden kişisel blog yazıyordum ama sonra yeni bir adres açmaya ve orada daha fazla yazmamaya karar verdim. Sonra da fikrimi değiştirdim ve orada hukuki yardım amaçlı yazı yazmaya karar verdim. Zamanla oradaki eski yazılarımı da kaldırıp tamamen hukuki ve güncel bir bloga dönüştürmeyi düşünüyorum. Okulu bitirmeme 5 sınav kaldı, sonrasında stajyer avukat olacağım. Şu anki bilgim tecrübeli bir avukatın bilgisi kadar tabi ki olamaz ama elimden geldiğince yardımcı olmaya ve sorularınızı cevaplamaya hazırım. Bilmesem bile araştırır cevaplarım. Araştırmak benim de bilgilenmemi sağlar. Bu blogda kişisel yazı yazmayı, dertlerimi ve mutluluklarımı paylaşmayı ve sizden destek almayı gerçekten çok seviyorum ve önemsiyorum. Bu nedenle iki konuyu iki ayrı bloga ayırmak en iyisi diye düşündüm.

     Son günlerde Soma'da olanlar ve sınavlarıma az zaman kalması sebebiyle terapi için kitabı okumaya devam edemedim. Ruh hallerimi yazmaya devam edemedim. Ama yine de Allah'a çok şükür iyiyim. Önümüzdeki hafta psikoloğuma tekrar gidiyorum. Hazır terapi süreci iyi giderken devam etmeliyim, kötü olmayı beklememeliyim. Hem kitapla birlikte ne kadar gelişme kaydettiğimi inceleyebiliriz bu sayede.

      Önümüzdeki cumartesi için sonunda randevu aldık! Burun estetiğim sanırım kesinleşiyor, son bir hafta! Çok mutluyum ve heyecanlıyım. Okulu bitirmem ve staja başlamam, burun estetiğim, İstanbul'la ilk defa 6 haftalığına ayrı kalacak olmamız, kardeşimin üniversite sınavı derken bu yaz hayatımdaki önemli süreçlerden biri olacak gibi görünüyor. Hayatın neler getireceğini sabırsızlıkla bekliyorum! Şimdi aklıma ölüm geldi maalesef, bütün modu düşürdüm değil mi? Acaba ölsem de buraya daha fazla yazamasam beni merak eder misiniz? 

     Tamam, sustum. Bu arada sarı saç meraklılarına bir haberim var. Saçlarınızı açık renklere boyuyorsunuz ve turunculuk oluyor değil mi? Küllü renklerle turunculuk gider diyorlar ama gitmiyor, hatta çok boyarsanız yeşilleniyor, asla istediğiniz küllü sarıyı elde edemiyorsunuz falan. Ben çözümü buldum. Bu konuda dertli olan çok kadın olduğunu biliyorum, o yüzden paylaşacağım, herkes saçlarıyla mutlu olsun. Ne demişler, saçımla mutluysam beni kimse tutamaz! Bu arada bu sabah spor yaptım. İnşallah devamı gelir. Appstore'da çok güzel bir egzersiz uygulaması var, düzenli olarak spora giden bir arkadaşıma gösterdim, spor salonunda da bu hareketleri yaptıklarını ve çok yararlı olduğunu söyledi. Onu da sizle paylaşmak istiyorum.

15 Mayıs 2014 Perşembe

Kalbimiz Soma'da

      Kalbimdeki sızı o kadar büyük ki... Söylenecek çok şey var, söylemeye gücüm yok. Milletimizin, en başta ölenlerin ailelerinin başı sağolsun. Allah sabır versin.


13 Mayıs 2014 Salı

Zamanı Gelince Zaten Üzüleceğiz, Şimdiyi Harcamaya Gerek Yok

      Dün Dubai ile Kadıköy'e gittik. Okulda 5. senem olmasına rağmen Kadıköy'de alışveriş yapmadığıma inanamıyorum. İnsan Beyoğlu'nda olunca başka hiçbir yere gerek duymuyor ama meğer Kadıköy'de ne dükkanlar varmış... Hele o Bahariye'de bir takıcıya girdik, o 20 liraya satılan kocaman kolyeleri 5 liraya aldık. 3 büyük kolye, bir normal kolye, bir küpe, üç tane bileklik aldım ve sadece 28 lira ödedim. Ne zamandır alışveriş yapmadığımı fark ettim. Alışverişin insanı ne kadar mutlu ettiğini unutmuşum. Sonrasında saç boyası aldım. Nedense Beyoğlu'nda Koleston 11/1 saç boyasını hiçbir yerde bulamıyorum ama Kadıköy'de her kozmetikçide var. İstediğim küllü sarıya her boyamada biraz daha yaklaşıyorum. Kocaman 40 volümlük bir oksidan getirdi dayım. Heralde onunla yapınca daha iyi bir sonuç elde edebilirim. Bunun için tavsiyesi olan varsa seve seve kabul ederim yardımları.

     Kadıköy'den dönerken sır kapısı gibi olay yaşadık Dubai ile. Allah'a ne kadar şükretsem az. Aslında böyle şeyler anlatılmaz derler ama ben paylaşmak istiyorum. Hem belki birileri için yararlı olur. Karaköy'de bir alt geçit var. Vapurdan inip geçite giriyorsunuz, metronun oradan çıkıyorsunuz. Metro dediğim de Karaköy'den Tünel'e çıkmak için olan eski metro. Neyse, saat 8.30 gibi biz alt geçite girdik. Biz merdivenlerden inerken de bir teyze elinde tekerlekli pazar çantasıyla merdivenlerden çıkmaya çalışıyor ama tabi çıkamıyor. "Biri yardım edebilir mi?" dedi. Bir amca gitti yanına ama ben yine de arkama dönüp baktım belki amca da taşıyamaz diye. Amca da taşıyamayınca biz Dubai ile yardım etmeye gittik. Sonra da geçite girdik. Çıkış merdivenlerine az mesafe kala yanımıza bir tinerci geldi. Ama bütün dükkanlar kapanmış ve bizden başka kimse yok. Tinerci neredeydi, nereden çıktı da saniyesinde dibimizde bitti bilmiyorum. Ama o kadar yakınımdaydı ki ona değmemek için Dubai'ye sokuldum. Tinerci para istemeyi bırakın, çantamı çalabilirdi, hatta yanında bıçak falan olsa direk yaralayabilirdi. Herhangi bir şey yapabilirdi, ama hiçbir şey yapmadı. Dibime kadar gelip, saniyesinde arkasına dönüp gitti. Bırakın biber gazımı çıkarmayı, besmele çekemedim. Elimiz ayağımız boşandı. Dubai direk "Moira bizi bir şey kurtardı." dedi. Belki de iki dakika önce ettiğimiz yardım kurtardı. Tinercinin herhangi bir şey yapmaması için hiçbir sebep yoktu...Böyle işte, inanırsınız inanmazsınız, sizin seçiminiz tabi ki ama ben paylaşmak istedim.


     İstanbul bu yaz dil eğitimi için İngiltere'ye gidecek. İlk defa bu kadar ayrı kalacağız ve aklıma geldikçe stres oluyorum. Sonra da kendi kendime hatırlatıyorum, "Üzülecek bir şey varsa zamanı gelince zaten üzüleceksin, şimdiyi boşa harcama, sevgilinle geçirdiğin zamanın tadını çıkar." Kendime mantıklı telkinler verdikçe, bu telkinlere uyacak gücüm de oldukça her şey iyi gitmeye devam ediyor. Arada kendimi kontrol etmeyi unuttuğumu fark ediyorum. Sinirim birden yükseldiğinde, kan yüzümü ve kulaklarımı hızla kızarttığında ve ağzımı açtığım anda sesimin yüksek çıkacağını anladığımda derin bir nefes almalı ve kendime dur demeliyim. Annem ya da kardeşimleyken bazen çabuk sinirlenebiliyorum. Ama yüzüme sahte de olsa bir gülümseme takıntığımda, o gülümseme birkaç dakika sonra gerçek oluyor. Annem dün psikoloğa ne zaman gideceğimi sordu. Ona gittiğimden beri çok daha iyi olduğumu ve daha mutlu olduğumu fark etmiş. İlk defa ben gidebilir miyim demeden, para istemekten çekinmeden annem sordu. Gerçekten çok mutlu oldum. Psikoloğa iki hafta sonra gitmeyi düşünüyorum. Bir an önce de kitapta yeni bir bölüm okumalıyım.

     Bugün bütün gün ödev yaptım. 11 sayfa yazı yazdım. Final notuna etki edecekmiş. Ben her zamanki gibi son güne bıraktım. Öyle de gıcık bir konu ki her kitapta yarım sayfa aynı şeyi anlatıyor. 10 sayfa ne yazabilirdim ki? Ben de uzun uzun makaleleri yazdım, dayadım Yargıtay kararlarını valla. Her satırını okuyacak halleri yok ya...

     Öyle işte... Bu arada ilk defa mimlendim ! Yarın yapacağım.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...