16 Ekim 2014 Perşembe

Arkadaşlıkta Egoistliği Kaldıramıyorum

      Arkadaşlık konusunda en büyük kıstasınız nedir? Benim kıstasım sadece güven diye düşünürdüm hep. Arkadaşlarımın karakteri ve tercihleri ne kadar farklı olursa olsun, ortak bir noktada buluşabileceğimiz bir konu illa ki çıkar, yeter ki güveneyim. Güvenimi kıran bir insanla da hiç eskisi gibi olamam. Affetmeyi öğrendim, ama eskisi gibi olmak bana doğru gelmiyor. Çünkü insanlar bazı konularda hiç değişmiyor. Şu sıralar Vegas'la ilgili gözlemlediklerimden sonra ondan inanılmaz soğudum. Ve anladım ki tek kıstasım güven değil, bir diğeri de egoistlik.

     Vegas'ı kısaca hatırlatmam gerekirse, kendisi en yakın arkadaşım Paris'in yakın arkadaşıydı ve üçlü buluşmalardan sonra biz de çok iyi arkadaş hatta dost olduk. Benden çoğu konuda çok farklı, aslında dışarıdan baksam onunla arkadaşlık etmeyeceğime eminim. Konuşurken sürekli gereksiz İngilizce kelimeler kullanan, sürekli kendini anlatan, aşırı derecede yüksek sesle gülen, yavşaklarla takılmaktan hiç rahatsız olmayan bir insan. Aslında şu an size çok yargılayıcı görünebilirim ama bir gün bir arkadaşı yanımıza oturup saçma sapan konulardan konuşup konuyu Vegas'ın iç çamaşırına hatta mastürbasyona kadar getirmişti. O derece yavşak. Vegas onunla görüşüyor, rahatsız olmuyor bile. Ben artık Vegas ve Paris'le buluşurken sınır koyuyorum, mesela asla Beatles Cafe'ye gitmiyoruz, çünkü bütün garsonlarla vıcık vıcık takılıyorlar. Birbirimize uyum sağlamaya çalışarak dostluğumuzu sürdürüyoruz. Daha doğrusu sürdürüyorduk. Paris benim kardeşim gibi, onunla dostluğum böyle sebeplerden bitmez ama, Vegas'tan cidden soğudum.



     Demin de dediğim gibi egoistliğe tahammül edemiyorum. Düşünün ki, sürekli yüksek sesle kendisini, iş arkadaşlarını, iş arkadaşlarının hayatlarını anlatan bir reklamcı. Ama kendisine asla reklamcı ya da sanat yönetmeni demiyor, çünkü o art director. Ayrıca o hiçbir şeye odaklanmıyor çünkü fokuslanıyor. Ben bir şey anlattığım zaman bazen dinliyor, gerçekten çok dertleştiğimiz zamanlar da oldu ama çoğu zaman aklına kendisiyle ilgili anlatacağı şey gelmiş olduğundan bana yorum yapmadan kendi hikayesine geçiyor. Hatta bazen benim lafımın bile bitmesini beklemiyor. Her buluşmamız çoğunlukla ondan ibaret oluyor. Bunlara rağmen arkadaş arkadaştır, insanları eksik yönleriyle kabul etmeliyim, onlar da beni eksik yönlerimle kabul ediyorlar dedim ve hiç sorun etmedim. Reklamcılığa junior olarak başladı ve art director oldu, çok iyi bir ajansta çalışıyor, gerçekten başarılı. Ve ben şu ana kadar her başarısı için onu uzun uzun tebrik ettim, yüreklendirdim, sen yaparsın dedim, gurur duyuyorum seninle dedim, ona sorular sordum, ilgi gösterdim. İlk defa ben bir şey başardım ve işe girdim. Stajyer kimlik kartım oldu, iş başvurularına gittim ve ilk iş günüm geldi çattı. Stresten ve korkudan gözüm bir hafta boyunca seğirdi. Ama Vegas bir kere bile aramadı. Whatsapptan grup konuşmasına yazdığım halde, her şeyi bildiği halde, bir kere bile aramadı. Daha iki gün çalışmıştım ve bayram tatili girmişti. Ben de grup konuşmasına ne ballıyım yazmıştım. Ondan sonra özelden tebrik etmek istedim bebeğim yazdı. Ama sadece bu kadar. Telefonun bozuktu anladık, özelden yazmak için bile benim dolaylı hatırlatmama ihtiyaç duydun anladık. İnsan bir arayıp ilk günün nasıl geçti, mutlu musun diye sormaz mı? En alakasız insanlar bile yanımda oldu ama tek aramayan Vegas'tı. Benim için gerçekten mutlu olmadı demek ki. Belki de hoşuna gitmeyecek kadar ya da mutlu olacak kadar umursamadı. İlgi onun üstünde değilse umursamasına gerek yok çünkü.

     Sırbistan'da biriyle tanıştı, daha bir ay bile olmadı çıkmaya başlayalı, bayramda Sırbistan'a gitti. Beni hiç aramamıştı ama bugün aradı. Whatsapptan döndüm ona, buluşalım dedi. Ben eminim ki bütün buluşma Sırbistan'la ilgili bir sempozyum şeklinde geçecek. He bir de başkasıyla buluşacakmış aslında ama o başkası gelene kadar kahve içecekmişiz. Daha bir sürü şey oldu aslında ama hangi birini yazayım. İnsanlar bazı konularda hiç değişmiyor. Açıkçası umurumda da değil. Buluşmaya tabi ki gitmedim. Ama sonuç olarak ben anladım ki egoist insanlarla yapamıyorum. Ben arkadaşlarımın değer verdikleri her şeye değer verirken onlardan böyle karşılık alınca yediremiyorum. Belki de fazla tepki verdim, ama cidden siz olsanız bir telefon dahi beklemez miydiniz?

14 Ekim 2014 Salı

Stajyerlik mi, Kölelik mi ?

      Stajyerliğe başladığımdan beri meslekle ilgili çok şey öğrendim. Daha sadece bir hafta çalışıyor olsam da bana o kadar çok iş verdiler ki şimdiden tecrübe kazandım. Ama şöyle de bir zorluğu var, bu yoğunluk kafamı karıştırıyor. Her gün adliyeye gitmem gerekiyor ama yapacağım iş bir iki dosyayla sınırlı olmuyor. Bazen günde 6 dosyaya kadar çıkıyor. Verdikleri her iş için de yapmam gerekeni kısaca anlatıyorlar. Daha önce kim olduğunu bilmediğim insanlarla ilgili dava dosyaları var ve dosyada neler olmuş hiçbir fikrim yok. E onlar bir anda anlatıyorlar ama bazen birbirine karışabiliyor bilgiler. Her şeyi yazmaya çalışıyorum. Ama bugün gerçekten ilginç bir şey oldu.

     Dosyanın ayrıntısını tabi ki veremem ama kısaca anlatmam gerekirse, yapacağım iş başka bir avukatın işiydi. Vezneye parayı yatırırken her zaman kendi avukatımın ismini söylerim ve bu sefer kimin ne işini yaptığıma dair hiçbir fikrim yoktu çünkü anlatmadılar. Beni pek uyarmadılar. Sırf yorgunluktan ya da alışkanlıktan kendi avukatımın ismini söylesem şaşılacak bir şey olmazdı. Ama biraz da gerilerek diğer avukatın ismini verdim. Ama beni uyarmadıkları için de doğru mu yapıyorum acaba diye düşündüm. Adliyeden çıkıp servise bindim, avukatım aradı. Benim telefonu açtığımı fark etmedi. Bu ara ben avukatımın patrona söylediklerini duydum. "E her şeyi de teker teker hatırlatamam ki, kaç kere söyledim!" Benimle ilgili konuştuklarına emindim, bir anda gerçekten yanlış bir şey yaptığımı düşünüp korktum. Sonuçta işte 6. günüm ve her gün kaç tane dosyaya bakıyorum. Yanlış yaparsam bu şekilde tepki vereceklerini tahmin edemezdim. O an avukatım bana döndüğünde söyleyeceği şeyden çok korktum. Çünkü belli ki bütün yanlışlığı benim üstüme yıkacaklar, ve her şeyi de hatırlatmak zorunda olmadıklarını söyleyeceklerdi. Avukatım "Parayı yatırırken kimin adına yatırdın?" dedi. Söylediklerini duyduğumu fark etmemişti büyük ihtimalle. Çok şükür ki doğru isimle yatırmıştım. Bana diğer avukat adına işlem yapacağımı sadece bir kere söyledi, ve diğer konularda uyarma gereği duymadı. Söylediklerini duyduğumda gerçekten üzüldüm. O an yapamadığım en küçük bir şey için nasıl tepki verileceğini gördüm. Arkamdan Moira kesin yanlış yapmıştır diye düşünüldüğünü hissettim. Onca dosya yığmalarına rağmen hiç yanlış yapmadığım halde.


     Gerçekten çok riskli bir iş stajyerlerin yaptığı. Sonuçta yanlış bir şey yaparsak insanlar hak kaybına uğruyor. Hukuk fakültesinden çıkınca öyle bir dünyayla karşı karşıya kalıyoruz ki, fakültede biz ne öğrendik diye kendimize soruyoruz. Bize hangi durumda ne karar vereceğimizi, hangi maddeye gideceğimizi söylüyorlar ama bir dava açmak için bile adliyede iki saat nasıl koşturulur öğretmiyorlar ki... Bunun dilekçesi var, itirazı var, temyizi var! Biz nereden bilelim nasıl yapacağız? Demek ki patron avukata bana vezne kısmını ayrıca hatırlatmadı diye kızdı ki o da her şeyi de ben mi hatırlatacağım diye yüksek bir ses tonuyla cevap veriyordu. Enerjim düştü. Korktum.

     Hani derler ya icra memurları ve kalemler avukatlarla anlaşamaz diye. Kalemler neyse, güler yüz gösterirseniz iyiler ama icra memurları gerçekten işkence ediyor. Dosyaya bakmam lazım ama dosya yok. İki gün gittim geldim, ama bir insan evladı yardım etmedi. Koca arşive tek başıma baktım ama yok. Ben dosyamı bulamadım yardımcı olur musunuz diyorum, valla ben de dosyalarımı bulamıyorum diye yarım ağızla azarlıyor. Tamam da arkadaşım sen burada icra memuru olduğun için para alıyorsun, ben de bu dosyanın içindekini idare edince para alıyorum. Yani işini yapıyorsun sonuçta. Gerçekten yoruluyorlar anlıyorum ama ben de çok yoruluyorum. İnsan gibi davranınca keşke insan gibi karşılık verseler...

     İşe giderken gerçekten keyif alıyorum ama bugünkü olay beni gerçekten üzdü. Ses tonu gerçekten kırıcıydı. Ama sonuçta alışmam lazım. Bu işler hep böyle değil mi?

7 Ekim 2014 Salı

Bu Seneden Beklentilerim Neler? Hepimiz Bu Mimi Yapalım!

      Biliyorsunuz ki her yıl Eylül ayında hedef listesi yapıp, bir sene boyunca başarmak istediklerimi yazıyorum. Blogun sağ tarafına da bu listeyi koyuyorum ki gerçekleştirmem için hevesim olsun ve en azından boşladığım zaman kendimi sorumlu hissedeyim. Bu yıl Eylül ayında yapamasam da şimdi yapacağım. Bakalım listemde neler varmış.


2014 Hedeflerim
  • Okulu iyi bir ortalamayla bitirmek
  • Adliye stajını başlatmak ve iyi bir büro bulmak
  • Sevgiliyle yeni bir şehir görmek
  • Yıl sonunda 20 kitap bitirmiş olmak
  • İngilizce kursunu Advance seviyesinde tamamlamış olmak
  • Piyanoda 5 yeni parçayı mükemmel çalmak
  • Para biriktirmek

      Açıkçası çok ayrıntılı bir liste hazırlamamışım ve hiç güncellememişim. En azından okuduğum kitapları ve çaldığım parçaları eklemeyi ve başardıklarımın yanına işaret koymayı falan düşünmüştüm. Ama bu seneden hiçbir beklentim mi yokmuş ne, şu hale baksanıza! Halbuki hayatımda en çok değişiklik bu yıl oldu.

Okulu iyi bir ortalamayla bitirmek
     Bölümüm hukuk olduğu için 2.50 nin üstünde bir ortalama bile benim için iyi sayılıyor. Tabi çok daha yüksek yapanlar da var ama çok inek bir öğrenci değildim, dolayısıyla bu hedefimi tamamlanmış sayıyorum.

Adliye stajını başlatmak ve iyi bir büro bulmak
     İşte bu hakkıyla gerçekleşmiş tek hedefim sanırım.

Sevgiliyle yeni bir şehir görmek
     Maalesef bu gerçekleşmedi. 2012 kışında Uludağ'a, yazında da Bodrum'a gittik. Geçen yaz Kuşadası'na gittik ve bundan sonra her yaz bir yere gidelim diye düşündük ama bu yaz olmadı. İstanbul dil eğitimi için İngiltere'ye gitti, ben de estetik ameliyat oldum. İkimiz de ailemizden alabileceğimiz krediyi aldık ve ne paramız ne de zamanımız kaldı...

Yıl sonunda 20 kitap bitirmiş olmak
     İki yıldır utanmaktan bıktım ama yine bitiremedim. Ne zaman bir kitaba başlasam sınav dönemi böldü, ya da sınav dönemlerinde okuyasım geldi, bilmiyorum. Ama bu sene kesinlikle yapacağım. 

İngilizce kursunu advance seviyesinde tamamlamış olmak
     Bu hedefimi de gerçekleştirim.

Piyanoda 5 yeni parçayı mükemmel çalmak
     Yeni parçalar çaldım, ama mükemmel hale getirene kadar çoktan başka bir parçayı gözüme kestirmiş oldum ve kusursuz hale getiremeden bıraktım.

Para biriktirmek
     Öncelikle şu soruyu sormak istiyorum. Hangi para? Bütün hayati ihtiyaçlarımı ve lüks ihtiyaçlarımı annem karşılıyor. Sadece harçlığımı babam veriyor. Anneme bu kadar yük olduktan sonra üstüne harçlık da isteyemem. Estetik ameliyat yaptırdım diye çok paramız falan var sanmayın, annem bu sene onu çok mutlu ettik diye cömert davrandı. Yine parayı dikkatli kullanma moduna girdik bile. Babam da harçlıkları aksatınca zaten elimdeki zar zor yetti. Kısacası hiç biriktiremedim, hatta bankaya borcum var.
                                                                         **                           **                                **

     Yedi hedeften sadece 3 tanesini gerçekleştirmişim. Normalde olsa ne kadar kötü bir durum diye söylenip dururdum. Ama bu listede olmayan çok şey başardım. Mesela annemi estetik ameliyata ikna ettim, psikolog seanslarımı çoktan tamamladım ve öfke kontrolünü öğrendim. Artık eskisi gibi her şeye sinirlenip kendimi kötü durumlara düşürmüyorum. Açıkçası hem aile hayatım, hem ilişkim hem de arkadaşlıklarım için bu öfke kontrolü çok şey değiştirdi. Her şey dengeye oturdu sanki. Nasıl söyleyeyim, her şey paralel bir şekilde düzenli ilerliyor gibi hissediyorum. Bu iç huzur beni ne kadar mutlu etti tahmin edebilirsiniz. Sürekli iç sesimden, psikolojimden, yargılamalarımdan ve sinirimden yakınıyordum ve bunları çoğunlukla geride bıraktığımı düşünüyorum. Ama önümde daha çok yol var. Terapi için psikologumun verdiği kitabın henüz yarısına bile gelmedim. Öfke sorunu olan biri varsa bu kitap hakkında bilgi verebilirim. Bana çok yararı oldu. Bunların dışında bu sene bir sürü film izledim, kurs dışında da ingilizce çalışmaya devam ettim.


      Şimdi yeni liste zamanı.

> Bir senelik zorunlu stajımı tamamlamak, mümkünse aynı ofiste.
> Terapi kitabımı bitirmek
> Vücut ve ruh sağlığıma önem vermek, spor ve meditasyon yapmak
> Para biriktirmek
> Sevgiliyle yeni bir şehir, hatta ülke görmek
> Yıl sonunda 20 kitap bitirmiş olmak
> Piyano çalma konusunda kendimi geliştirmek
> IELTS ya da TOFFLE sınavına girmek, en azından girebilecek yeterlilikte olmak
> Avukatlık ruhsatımı almak

     Bakalım bu hedeflerimin ne kadarını gerçekleştirebileceğim? Allah uzun ömür ve sağlık versin herkese. Bütün hayallerimizi gerçekleştirelim inşallah :) 
     Ben de sizlerin hedeflerinizi merak ediyorum. O yüzden mim başlatmak istiyorum. 2015 yılından beklentilerinizi ve gerçekleştirmek istediğiniz en az beş hedefi yazın. Deeptone'u, Vişne'yi, Spotty'yi, Dördüncü Tekil Şahıs'ı, Uzun Saçlı Kel Adam'ı ve Maya'yı mimliyorum. İsteyen herkes de bu mimi yapsın. Bakalım bloggerlar olarak en çok ne istiyoruz? Takip edebildiğim kadar edeceğim ve en çok isteneni bulacağım! Mottomuz yukarıdaki fotoğraftaki gibi Dream It, Wish It, Do It olsun. Ve yazımızı bu fotoğrafla paylaşalım.

6 Ekim 2014 Pazartesi

Yeni İşim

      Hayatımda bu sene çok şey değişti. En büyük değişim karakterimde olsa da, somut olarak en güzeli bir işe girmiş olmam. Kaç günlük uğraşlarımdan sonra en sonunda 24 Eylül'de adliye stajımı başlattım. 25 Eylül'de doktora kan testi sonuçlarımı götürdüm ve ilaçlarımı aldım. Yani en sonunda iş başvurusu yapacak konuma gelip evime yakın yerlere başvurdum. Ve ikinci iş görüşmemde kabul edildim. Açıkçası ofise ilk girdiğimde "Buraya beni hayatta almazlar, çok güzel!" diye düşünmüştüm. Neden böyle düşündüm ben de anlam veremedim. Tam tersi kendime güvenip, "Burası tam bana göre." demem gerekirdi. Ama çok şükür ki ben kendime güvenmesem de onlar bana güvendi ve aynı gün "Yarın başlayabilir misiniz?" diye aradılar. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Geçtiğimiz çarşamba ve perşembe çalıştım, cuma hemen bayram tatiline girdim. Bu hafta da üç gün çalışıp haftasonu tatili yapacağım. Ama ilk iki gün gerçekten yoruldum.

      İşin ilk günü mutfaktaki kadın da sekreter de inanılmaz iyi davrandılar. Ofisin ne kadar yoğun olduğundan falan bahsettiler. Daha ilk günden baya yoruldum ve telefonumu da not defterimi de mahkeme kaleminde unuttum. Akşam da adliye servisinin sonuncusunu kaçırdım ve o yorgunlukla metrobüs ve metroyla ofise dönmek zorunda kaldım. O akşamı telefonsuz geçirdim. Zaten büroda da ertesi sabaha iş verdikleri için adliyeye gitmem gerekiyordu. Neredeyse servisi kaçırıyordum. Telefonumu aldığımda da sadece %1 şarjım kalmıştı. Binadaki bir yerde taktım şarja ama o kadar elektrik kullanılıyor ki, hem şarj dolmuyor hem de telefon da şarj aleti de aşırı ısınıyor. %4 falan doldu ama işlerim olduğundan kalkmak zorunda kaldım. Hem avukatı aramam lazım hem de bazı belgelerin fotoğrafını çekip avukata göndermem lazım. Çaresiz kaldım gittim icra müdürlüğüne. Zaten kalabalık. Telefonun düğmesine bastım bu sefer de bir baktım olan şarjı da bitmiş ve telefon kapanmış. Müdürün masasının yanındaki prize taktım. Telefonu açmaya çalışıyorum ama pin kodunu bir türlü kabul etmedi ve puk kodu istedi. Oradan bir memurdan avukatı aradım, nasıl olsa adliyenin wifindan bağlanıp whatsapptan fotoğraf gönderirim diye düşünüyorum ama wifi çekmiyor. Turkcell'i arayıp puk kodumu öğrenmem lazım ama kaç kişiye sordum Turkcell kullanmıyorlar. Müşteri hizmetleri numarası da farklı telefondan arayınca farklı ve ben onu hatırlamıyorum. Ptt'den ankesörlü telefon kartı aldım sevgilimi aradım müşteri hizmetleri nosuna interetten baksın diye ama sonra bir baktım wifi açık. İnternetten buldum numarayı, ankesörlü telefondan arayacağım ama tc kimlik nomu giremiyorum. Babamı aradım ondan rica ettim, çok şükür puk kodunu gönderdi de hallettim. Ama elimde dosyalar, ankesörlü telefon omuzumla kafam arasında, sinirden ağlayacak moddaydım. Yani ilk iki gün bu kadar yoğun geçti. Ama yine de çok mutluyum. İşe giderken lanet etmiyorum asla, tam tersi mutluyum. Bence en önemlisi de bu.


      Şu an kafama takılan tek şey kardeşimle aynı odada uyuduğumuz için yatma saatlerinde sorun yaşamamız. Kardeşim de hukuk fakültesini kazandı ama özel okul olduğundan aynı anda çalışıp harçlığını çıkarmak istedi ama part time ve akşam 7-12 arasında çalışıyor. 12 de eve geldiğinde biraz oyun oynamak istiyor ama ben de 1-1.30 arası yatmak istiyorum. Pc masası yatağımın dibinde olduğundan klavye ve fareye devamlı basıldığı zaman uyumak mümkün değil. Dün gece saat 3'te bile oyuna devam etmek istedi ve "Zaten işten 12'de geliyorum." deyip sinirlendi. Yani ne yapacağız bu durumu bilmiyorum. Onunla kavga etmek istemiyorum çünkü evde huzursuz olmak en sevmediğim şey, herkes için öyledir eminim. 

     Polikistik over rahatsızlığıma gelirsek, kan testi sonuçlarını doktora verdim, ultrasonla da tekrar baktık. Kistlerin tedavisi için 6 aylık bir süreç varmış. Bu arada doğum kontrol hapı ve ödem atıcı başka bir ilaç daha verdi. Zayıf olduğumdan ve kistler küçük olduğundan tedavi daha kolay bitecekmiş. Kesinlikle kilo almamam ve çok su içmem gerekiyormuş. 2 ayda bir kontrole gideceğim ve inşallah altı ay sonra bundan kurtulmuş olacağım.

      Bu arada kurban bayramınız mübarek olsun. Benim için tatil dışında çok bir şey ifade etmiyor çünkü bayramlaşacak çok kimsem yok. Annem, babam, ananem ve bazı tel görüşmeleri. Ananem zaten iki kat üstümüzde oturuyor. Öyle misafirlerimiz falan olmaz, kimseye de gitmeyiz. Gidecek insan yok zaten. Ananemler kurban kesti ama yine geçen seneki sebepten kavurmayı bile doğru düzgün yiyemedim. Sizlerin evlerinizde nasıl oluyor bilmiyorum ama bizde kurban kesildikten sonra ananeme getiriyorlar ve bütün kesme işlerini evde hallediyorlar. Hayvanın eti daha sıcak olduğundan ev öyle ağır bir sıcak et kokusuyla doluyor ki ben mide bulantısından eve giremiyorum. Ama o kokuyu aldıktan sonra da kavurmasını yiyemiyorum çünkü aynı koku ona da sinmiş gibi geliyor bana. Midem bulanıyor. Allah affetsin ama her kurban bayramında vejetaryen olasım geliyor. Günlük hayatımızda da et yiyoruz farkındayım ama, birkaç saat önce canlı olan ve hala sinirleri kıpırdayan bir hayvanı bütün olarak görünce çok kötü hissediyorum. Hatta bazen hayatta kalmak için başka canlıları acı vererek öldürmemiz ne kadar doğru diye kendimi sorguluyorum. Şok yöntemiyle öldürünce hiç canları yanmıyormuş, bir saniyeden kısa sürüyormuş. Ama bayramda boğazları kesiliyor ve kestikten sonra bile birkaç saniye hatta dakika boyunca acı çekmeye, kıvranmaya devam ediyorlar. Hatta çok beklemeden derisini yüzmeye başlıyorlar. Yani boğazı kesilerek kurban edilmesi sanırım kurban şartlarından biri. Açıkçası çok ayrıntılı bilmiyorum, keşke Kur'an'dan okusak da bilsek ayrıntılarıyla. Neyse işte, her bayramda böyle oluyorum. Sizin bayramınız nasıl geçiyor?

      

11 Eylül 2014 Perşembe

Kardeşle Uyku Öncesi Sohbetin Tadını Bilir Misin?

       Bir an önce iş bulmam lazım biliyorum. Hatta o işte bir ay çalışıp maaşımı almam lazım. Yoksa yapı kredi play kartımın borcu yüzünden hakkımda yasal işlem başlatacakmış öyle dedi. Hayır sen bu kartı öğrenciler için çıkartmışsın. Öğrenci adamın parası olmaz. Olmayınca ne yapsın ha ne yapsın sevgiceğiyle hiç buluşmasın mı ? Belki bu seferlik kartı kullanayım öderim nasıl olsa diyerekten kullandı. Belki sonra bir kıyafeti çok beğendi, yaa ne olacak öderim dedi ama babası para vermeyince ödeyemedi. Hep asgari tutarları ödüyordu ama sonra üç kere asgari tutar ödeyen tamamını ödemek zorunda diye yasa çıktı belki !!! Neden hakkımda yasal işlem başlatıyorsun yapı kredi ? Senin yüzünden ilk maaşımla kimseyi yemeğe çıkaramayacağım. Tabi önce bir iş bulmalı ve orada bir ay çalışmalıyım.


       Artık babamdan umudumu kestim. Hiç gelmiyor. İki haftada bir haftalık veriyor. İki haftada bir verdiği için adı artık iki haftalık olsun. Ama iki hafta için tek haftaya yetecek para verince o isim uymuyor. Annem de benim ameliyatım, kardeşimin okul parası derken zar zor yetiştiriyor kadın bir de harçlığımızı mı verecek baba! Nasıl verecek? Neden benim ameliyat olacağımı, kardeşimin de özel okula gideceğini duyunca finansman kim diye iğrenç bir soru soruyorsun baba? Çok affedersin finansman ebem olacak babacım. Hayır hukuktan mezun olmuşum kadın istediğim olsun diye burnumu yaptırıyor işte. Kardeşim de hukuk fakültesi kazandı gidecek tabi. Özel dedikse de dandik bir okul değil iyi puan aldı çocuk. Hem şehir dışında gitse aylık masraf daha fazla olacaktı hayret ya! Zaten dün kardeşimle çok derin konulara girdik çok...


      Baba olmak nedir dedi kardeşim. Sadece kan bağı değil ki.
      Sevgi vermek, güven vermek dedim. 
      Ama babama sorsan dünyadaki en sevdiği varlıklar biziz dedi kardeşim. 
      Öyle nasılız diye merak etmeden boş boş sevgi yeter mi? dedim ben. 
      Yok abla işte uyuşturucuyu birayı bize tercih etmiş adam o, onlara parası yetiyor, demek ki birayı bizden çok seviyor dedi kardeşim. 
      Ama şimdi sevginin kıstası para oldu dedim. 
      O zaman şöyle diyelim dedi kardeşim, çocuklar mı uyuşturucu mu diye sorduklarında uyuşturucu demişti, bırakmamıştı ama doktor bırakmazsan ölürsün dediğinde bırakmıştı, insan seviyorsa sevdikleri için canını vermez mi, demek o kadar değerli değilmişiz. Sen ameliyat oldun bırak gelip görmeyi aramadı bile. Altında araba var insan demez mi hastaneye ben götüreyim? 
      Biliyor musun dedim kardeşime, benim içimden hiç babamı aramak gelmiyor. Ama bir şey olursa da vicdan azabı çekerim diye korkuyorum. Kaç kere dedim baba görüşelim diye ama gelmiyor. Onun çalıştığı saate göre görüşebiliriz sonuçta ama demek ki bizi görmek istemiyor. 
      Aman abla boşver, ne vicdan azabı çekeceğiz, hakkında düşündüklerimi ona söylemeyerek evlatlık görevimi yapıyorum zaten...

    
       Kardeşimle gece yatmadan önce yaptığımız sohbetleri çok seviyorum. Ama keşke daha güzel konulardan konuşabilseydik. Hala babamı arayıp aramamak konusunda kararsızım. Şimdi arayacağım, bir şeye ihtiyacınız var mı diye soracak. İçimden hmm nelere ihtiyacımız var?? Sağlıklı bir baba, cebimize harçlık, neden çok umurundaymış gibi soruyorsun ki? diyeceğim. Babama yok baba teşekkürler diyeceğim. Önceden yok baba demezdim param bitti diye söylerdim ama artık söylemem. Allah'a çok şükür ki babam öyle bir zamanda bize bunu yaptı ki, ben okulu bitirdim iş arıyorum, kardeşim de okula başlıyor ve part time işe başladı. Yani şu yaptığını geçen sene yapmış olsa belimiz doğrulmazdı. 

      Neyse, artık yeni bir karar verdim. Hayatımı liste yaparak geçirdiğimi sağır sultan duydu. Ama artık her bok için liste yok. Bir şeye mi karar verdim, hemen yapacağım. İnsan beyni hayalle gerçeği ayıramazmış. O yüzden bir şeyin üstüne düşünürseniz, hayal kurarsanız yapmışsınız gibi mutluluk hormonu salgılanırmış, pozitif enerji demek bu tabi. Ama bir yandan da kötü. Çünkü yazınca, düşününce bir anlık yapmışsın gibi hissediyorsun, yapsam ne olur diye düşünüyorsun ve ilk aklına geldiğindeki heves kalmıyor. Elli bin tane olası sonuç düşüneceğime yapacağım ve sonuçları kendim göreceğim. He ayrıca biriyle tartıştıktan sonra kafamızda tartışmayı tekrar tekrar canlandırıp şunu deseydim bunu deseydim diyoruz ve kafamızda giydiriyoruz ya, o da bir nebze bizi rahatlatıyor. Çünkü beyin onu da pek ayırt edemiyor işte. Bir de benim çok pis bir huyum var. Bir şeyi ya hiç yapmıyorum ya bokunu çıkarıyorum. Bir piyano çalmaya başlıyorum üç parça birden çalışıyorum ama sonra bir bırakıyorum bir ay boyunca elimi sürmüyorum, çalıştıklarımı da unutuyorum. günlük ya da blog yazarken de kitap okurken de aynı şey. Neden böyle ki acaba?

10 Eylül 2014 Çarşamba

Estetik Ameliyat, Bakire Hasta İsteyen Yobaz Jinekolog

       Hep merak ediyorum, acaba neden hayatımdaki olayların da duygularımın da en yoğun olduğu zamanlar hiç yazmam? Belki de ifade etmek zor geliyordur. Ama kaydetmek istiyorum, sonradan okumak istiyorum 30-40 yaşlarımda. Belki torunlarım ananelerinin hikayesini okumak isteyecek ne malum? 

       İstanbul İngiltere'ye dil eğitimi için gitti, geldi. Gönderirken de çok zordu, beklerken de. Ama ilk bir haftayı atlattıktan sonra estetik ameliyat olduğum için daha rahat geçti zaman. Yani inanılmaz derecede ağrım olduğu için benim açımdan rahat olmasa da bekleyiş açısından zamanın daha hızlı geçmesini sağladı. Ama bence oraya gidip gelmesi İstanbul için çok iyi olmuş. Hem ingilizcesi gerçekten gelişmiş, hem de bir sürü arkadaş edinmiş. Ayrıca daha rahat ve daha çok hayal kuruyor. :) Bu çok iyi çünkü birlikte gezeceğiz! O kadar güzel yerleri gezmiş ki... Ama giderken son kez onu arkadan gördüm ya o kadar koydu ki. Sonrasında bütün günü annesiyle geçirdim. Biraz zordu çünkü o benden daha çok ağlıyordu. Neyse o günü hatırlamak istemiyorum. İstanbul'u almaya giderken ikimizin de keyfi yerindeydi. Havaalanında dış hatlardan gelen yolcuların beklendiği o demirin arkasında bir saat boyunca her gelene baktım o mu diye. Sonunda görünce hemen yanına koşup sıkı sıkı sarıldım. Çok güzel bir andı. Çünkü ben 6 haftada onunla ilgili en çok şunu özledim, sarılıp boynunu koklamayı. Orada yaşayabilirdim sanırım, boynunda.

      Ameliyat dönemi çok zordu. İnanılmaz doğal ve güzel estetik ameliyatlar oldu. Şu an çok daha mutluyum. Aslında günlük hayatımda burnumu yaptırıp yaptırmadığım hiç fark etmiyor yani hep böyleymiş gibi derler ya. Ama profilden biri baktığında eskiden rahatsız olurdum. Erkek kız fark etmez, hep kötü göründüğünü düşünüyordum ama şimdi bir anda yaptırdığım aklıma geliyor. Sonuç olarak resmen ameliyattan sonra çok daha olgun, sabırlı ve tatlı bir insanım. Bilge oldum resmen sabretmekten ve hareketsiz yatmaktan. Farkında olmadan ermiş olabilirim. Öyle böyle 5. gün rahattım. 

      Ameliyattan sonra kendime gelemedim. Şu anda hala böyle olmamın sebebi yumurtalıklarımdaki polikistik over mı yoksa mallığım mı bilmiyorum. Çok saat sürdü ameliyat. O kadar zaman anestezi ile uyuyor olduğumdan sonrasında iştahım kapandı, saçlarım dökülmeye başladı ve zayıfladım. Tam kendimi toparlıyorum derken bir baktım vücuduma değişik bir şeyler oluyor. Hemen doktorumu aradım ama ameliyatla bu değişikliklerin alakası olamayacağını, hemen jinekoloğa gitmemi söyledi. Sanırım yaşadığım stres ve anestezi zaten var olan rahatsızlığımı tetiklemiş. Kistlerim varmış. Çok moralim bozuk. Hani erkeklerin favorileri olan yer var ya, işe onun altından itibaren tüyler var yüzümde. Çok belli olmuyor ama ben önceden olmadığını bildiğimden fark ettim. Ayrıca saçlarımda kepekler çıktı, ki bende kepek olmaz. Yüzüm yağlandı ve bir sürü sivilce çıktı. Hemen doktora gittim. Önce beni muayene etti, sonra ultrasonla baktı. "Kist var ama önce şu ultrasonu da çektir" dedi. Ama o ultrason 118 liraydı. Ben de devlette yaptırıp sonuçlarını getiririm dedim. Gittim pislik yobaz poliklinik jinekoloğu fatma hanıma. Daha önce de elli bin kez evlenmeden yapma sakın, evlenmeden olmaz diye tembihlemeye çalışmış, ama ona karşı ağzımı açamamış, sizi ilgilendirmez diyememiştim. Bu sefer de bana evli misin bakire misin diye uzun uzun sorular sorup, önceki çabalarında başarısız olduğunu görünce baya pis pis baktı. Kapalıydı, başında başörtüsü masasında da Kur'an vardı. Belli ki Müslümanlığı Allah'ın hoşgörüyle yaşanmasını emrettiğinin aksine yobaz olarak yaşıyordu. Yüzüme daha sonra hiç bakmadı. O çekilmesi gereken ultrasondan açıkçası o an korkuyordum. O yüzden ona "Hayvan karı 6 senedir hayatımın aşkı olan adamla beraberim sen kim beni yargılamak kim, mutsuz eviliğinin acısını benden çıkarma!" diyemedim. Ama deseymişim de bundan daha sert bir muayene yapamazmış zaten. Muayene bitti, ultrason çekildi. Ben zaten sonucu kendi doktoruma götürecektim. Kadın bana "kistlerin var, tedavi önermiyormiyorum, tüylere de lazer yaptır." dedi. Resmen "tedaviyi hak etmiyorsun, alışıksındır sen böyle şeylere, sürtük." dese bu muayene daha iyi geçerdi.
 

      Şu an saçlarım dökülüyor. İki gece önce banyoda dökülen saçlarımı görünce ağladım. Sinirlerim boşaldı. Çünkü tedaviye dikkat etmezsen ve kullanacağın ilaç yüzünden kilo alırsan, bazı açılardan iyi olmazmış. Ben bu kadar ayrıntılısını İstanbul'a anlatamadım. Geleneksel yanım ağır bastı, ya ilerisi için endişelenirse diye korktum galiba. Kendime itiraf edemedim hiç. Ama o öyle biri değil, en başta benim için korkar biliyorum. Ama annem aklıma soktu. Söyleme sakın İstanbul'a dedi. Ben kist olduğunu tabi ki söyledim. Ama ayrıntılı anlatmadım. Neyse, bilirsiniz işte erkekler çok ayrıntılı düşünmez zaten. Şimdi, reglimin üçüncü gününü bekliyorum. Kan testi yaptırıp hangi hormonlarıma daha çok etki ettiğini bulacağız ve ona göre tedaviye başlayacağız. 

16 Temmuz 2014 Çarşamba

Her Zamanki Geçtiği Gibi Hızlı Geçsin Zaman

     Hayatımın en zor günüydü geçtiğimiz pazar. Zaten önceki gece sadece 2.5 saat uyudum. Uyumak istemedim çünkü uyuyunca sabah olacaktı ve İstanbul'u gönderecektim. Ama sonuçta zaman geçti ve ben İstanbul'u gönderdim. Arabadayken elini tuttum bol bol, öptüm yanaklarından ama annesi arabayı kullandığından çok yaklaşamadım. Annesi zaten benden de kötü durumdaydı. Beşiktaş'ta benimle selamlaşmak için arabadan indiklerinde daha ağlamaya başlamıştı. O da tek çocuğundan ilk defa ayrı kalacak anlıyorum tabi. Havaalanına gittiğimizde de zaman hızlı geçti. Ama ne hikmetse İstanbul pasaport kontrolden geçip artık ulaşamayacağımız alana girdiği anda inanılmaz yavaşladı. Sürekli onu üzmeyeyim diye kendimi tuttum. O da annesi ve benim için kendini o kadar sıktı ki hiç üzüntüsünü belli etmedi ama meğer bizden ayrıldıktan sonra kötü olmuş. İstanbul gittikten sonra biz annesiyle kaldık bir başımıza. Ağlaştık biraz. Annesini severim çok tatlı kadındır. Gerçi ben onu dünyaya getirdiği için seviyorum annesini. Önceden karakter olarak da benziyoruz sanıyordum ama sadece ikimiz bir gün geçirince aslında o kadar aynı olmadığımızı anladım.


     Havaalanından İstanbul'un uçağının kalkma anonsuna kadar çıkmadık. Bu arada İstanbul gittikten sonra annesiyle takılacaktık biz birbirimizin moralini düzeltiriz diye. Bindik arabaya ama bir türlü nereye gideceğimize karar veremedik. Yani ben kendimi çok kararsız sanıyordum ama annesi benden belki on belki yüz kat daha kararsız. Bir yere karar veremeyince kilyos tarafına doğru devam ettik, orada yol üstünde çok güzel bir yere denk geldik. Kahvaltıcı ama öğleden sonra da barbekü yapılabiliyormuş. Oraya gittik. Kahvaltıya bile zor karar verdik, aslında ben çok daha hızlı karar veririm, alışveriş yaparken kararsızımdır ama müstakbel kayınvalidem her alanda kararsız. :)) Ama o kadar tatlı bir kadın ki hiç o kadar kararsız olduğunun, garsonun sinirlendiğinin farkında olmadan tatlı tatlı şeyler söyleyip garsonu da beni de güldürdü. İstanbul'a sordum, o da dünyanın en kararsız insanıdır dedi. Sen yapmaman gereken tüm hataları yapmışsın, onlayken asla acaba demeyeceksin, sen karar vereceksin dedi. Güldük baya. :)) Tabi bunu daha dün akşam Tango'dan konuşabildik. O gün annesiyle değişik geçti yani. Ben kendim çok ağlayacağım sanıyordum ama meğer ben güçlüymüşüm. Annesini daha çok teselli ettik. Ama ne oldu biliyor musunuz!? Annesi bize gel akşam yemeğine dedi!!! Çok mutlu oldum ama gitmedim. Çünkü babası ve anneannesi evde olacaktı ve ben İstanbulsuz düşüp bayılırdım. Akşam beni evime bıraktı. Sonra biz gece İstanbul'la konuştuk tangodan ama morali inanılmaz bozuktu. Hani demiştim ya çok özel bir şey vereceğim diye, saçımı kesmiştim ucundan onun için. Baktıkça özlem giderir diye. Ama o saç beni arkasında bıraktıktan sonra o kadar koymuş ki ona, o kadar özlemiş ki beni. Ben geri dönmek istiyorum dedi. Nasıl üzüldüm o haline, yalnızlığına anlatamam size. Sonrasında moralini düzelttim biraz ama Paris ve Dubai'nin yanına gidip ağladım da ağladım. Sanki vücudumun, ruhumun yarısını koparıp bir yere atmışlar gibi. Gerçi hala öyle eksik hissediyorum ama daha iyiyim. Çünkü İstanbul daha iyi, birileriyle tanışmış orada ve biraz da olsa keyfi yerine gelmiş. Ama doğru düzgün yemek yiyemiyor. :( Çünkü kötüymüş yemekler.

     Günler böyle geçerken, benim ameliyat günüm de geldi çattı. Dün Sidney ile kan almaya gittik. Sidney benim Almanya'da yaşayan biricik kuzenim. Benden 5 yaş küçük ama çok olgun  ve en yakın arkadaşlarımdan biri aslında. Her kan aldırdığımda yaşadığım mide bulantısı ve bayılma olayını dün yaşamadım. Hem Sidney yanımdaydı, hem vişne suyu içtim hemen, hem de bir çocuktan ilham aldım. David adında bir çocuk, instagramda gördüm onu. 12 yaşında ama 22 ameliyat geçirmiş. Allah yardımcısı olsun. Neyse işte. Sonuçları aldım, doktoruma fakslamam lazım. Cumartesi Allah'ın izniyle ameliyat oluyorum sonunda. Sağdaki hedef listemde vardı estetik ameliyat, onu yapmış oluyorum böylece. Ameliyattan sonraki bir hafta zaten anca kendime gelirim. Ondan sonraki bir hafta da yeniliğin heyecandı derken geçse, 3 haftayı tamamlamış oluruz ve İstanbul'un gelmesine sadece 3 hafta kalır. Şu ana kadar ameliyatı hiç düşünmüyordum, aklım hep İstanbul'daydı ama şimdi heyecanlanmaya başladım sanki. :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...