29 Ağustos 2016 Pazartesi

Hayattaki Sorunları Nasıl Aşabiliriz? Anksiyete ve Düşünce Bozukluğu Hakkında #2

Yaşadığım psikolojik durumu ayrıntılı olarak anlattığım ve kendimce bulduğum çözüm yolunu yazdığım yazı için buraya tıklayabilirsiniz.

Tam önceki yazının devamını getirmeye hazırlanıyordum ki, anksiyeteden çok daha kötü bir psikolojik problem yaşamaya başladım... Küçükken yaşadığım, aslında çoğu çocuğun yaşadığı bir durumun bana hissettirdikleri, bende travmatik bir etki bırakmış. Daha önce de psikologa gidip bu sorun için tedavi görmüştüm ve uzun süredir tekrarlamamıştı. Ama bir arkadaşım yüzünden şimdi tekrar yaşıyorum. Bu yüzden bir türlü anksiyeteyle ilgili yazının devamını getirememiştim. Ama tam da böyle bir psikolojik çıkmazın ortasındayken yazmak belki bana da iyi gelir diye düşündüm. Anksiyete, düşünce bozukluğu ve hatta herhangi bir psikolojik sorun yaşayanlara yardımcı olabilecek birkaç önerim olacak.

          

İlk önerim, İyi Hissetmek isimli kitap. Bu kitap kişisel gelişim kitabı değil. Kitabın yazarı psikiyatrist Dr. David Burns, kendi kendinizi tedavi etmenize yardımcı olan, kötü düşüncelerinizle mücadele etmenizi sağlayan, insanlarla ilişkilerinizi düzeltmeyi amaçlayan çok yararlı bir kitap yazmış. Pennsylvania Üniversitesi psikiyatri kürsüsü profesörü Dr. Aaron T. Beck tarafından geliştirilen bilişsel terapi yöntemini açıklıyor, kendisi bu kitabın önsözünü yazmış. İçinde bizi depresyona sürükleyen olumsuz düşüncelerden kurtulmaktan, insanlarla ilişkilerimizde kontrolü sağlamaya kadar bir sürü konuda yardımcı olacak psikolojik yöntemler var. Bu yöntemler hem tek başınıza hem de yakın bir arkadaşınızla uygulayabileceğiniz yöntemler. Ben çok faydasını gördüm, hala da okumaya ve yöntemleri uygulamaya devam ediyorum. Sizinle içindekiler bölümünü paylaşayım:    

                                  


                                   

Gördüğünüz kitap benim kullandığım kitap. Kendimce işime yarayacak şeyleri içindekiler bölümüne ekledim. Yazım aslında o kadar kötü değildir. :)


Önereceğim ikinci kitabı, öfke kontrolümü sağlayabilmem için bana psikologum önermişti. Bu kitap da Dr. Dennis Greenberger tarafından, yine Dr. Aaron T. Beck'in yöntemi esas alınarak yazılmış ve kitabın önsözünü yine kendisi yazmış. İçindeki yöntemleri bir süre uyguladım. Kitabı bitirmememe rağmen sadece okuduğum kısmı bile kontrolü sağlamama çok yardımcı oldu. Kitabı kesinlikle tamamlayacağım. Eğer verdiğiniz tepkileri kontrol etmek, insanlarla ilişkilerinizde haklıyken haksız durumuna düşmemek, çevrenizde sinir hastası olarak tanınmaktan kurtulmak istiyorsanız, size çok yardımcı olacağına emin olabilirsiniz. Yalnız bu kitap iki ayrı versiyon olarak yazılmış. Biri bizler için diğeri psikologlar ve psikiyatristler için. Doktorlar için olanın üzerinde "Klinisyenin El Kitabı" yazıyor zaten onu almayacaksınız. Bu kitabın da içindekiler bölümünü paylaşayım:

                                  


Bu kitapları okuyun, içindeki yöntemleri kesinlikle uygulayın. Tamamen geçecek demiyorum ama en azından umut verecek ve belki de biraz olsun iyi gelecek. Belki de psikologa gidene kadar size biraz zaman kazandırır.

                                 

Bu kitapları okumakla bitmeyecek tabi ki. Hayat tarzımızı değiştirmemiz gerekiyor. Nefes almayı, su içmeyi, gün içinde yaptığımız şeyleri ve nasıl davranmamız gerektiğini tekrar öğrenmemiz gerekiyor. 

Mutlu ya da en azından huzurlu olmak sadece bugün için istediğiniz bir şey olmamalı. Gülümseyen bir insan olmak, yakınlarınızın sizinle vakit geçirmekten keyif alması, derdi olduklarında size danışabilmeleri, siz odaya girdiğinizde odanın aydınlanması... Bunlar kolay şeyler değil. Ben de tam olarak o noktada değilim ama çabalıyorum. Bir nebze de olsa iç huzurumu sağlayabiliyorum. 

Kitaplardaki yöntemleri uygularken ben hem günlük hayattaki alışkanlarımı değiştirmeye, hem spor yapmaya hem de yoga ve meditasyon yapmaya çalışıyorum. Tabi ki hepsini aynı anda yapamıyorum bazen ama olsun. Deniyorum. :)) Yaptığım her şeyi yazmaya devam edeceğim.

Zorlanırsanız yazın, dertleşelim. 

Sessiz bir beyin, musmutlu günler diliyorum. :)



22 Ağustos 2016 Pazartesi

Hedefler ve Hayallere Geri Dönme Zamanı

                                                 

16 Haziran 2016 Perşembe

Yapamıyorum

Gerçekten çok zorlanıyorum. Psikolojik sorunlarım geçti diyebileceğim bir gün gelecek mi bilmiyorum. Ama şu an tek sorun o değil. İşte çok yoruluyorum. Hata yapmadığım zaman bile sorumluluk benim üzerime kalabiliyor. Bazen idare etmekte zorlanıyorum.

Eve geldikten sonra ne ara yemek yiyorum ne ara duş alıyorum bilmiyorum. Yorgunluktan ölüyorum. Normal şartlarda gece İstanbul'la konuşmadan kesinlikle uyumuyorum. Ama bu ara onunla da çok sık konuşamıyoruz. Aslında biraz limoniyiz. İnşallah en yakın zamanda eski minnoş hallerimize döneriz.

Biraz önce evi süpürdüm. Biraz önce derken, şu an saat 22:17. Saat 20.10 gibi eve gelebildim, yemek yedim ve evi süpürdüm. Kaç haftasonu evi annem temizledi, sitem etti bana. Diyorum bırak ben cumartesi akşamı ya da pazar günü yaparım ama yok. Cumartesimo ev temizlenmiş olacak. Ama ben de haftada bir gün sevgilimle buluşuyorum... Pazar günü de insan zaten pazartesi sendromuna giriyor, ne yapayım cumartesiyi temizlik için evde mi geçireyim mantıklı olan bu mu? Neyse ben de gıcık oldum evi süpürdüm. Yarın akşam da toz alırım.

Of çok kötüyüm arkadaşlar. Valla çok yorgunum. Bitiğim. Allah'a binlerce kez şükürler olsun her şey için. Nankörlük yapmak istemiyorum ama ben gerçekten artık yapamıyorum.

26 Mayıs 2016 Perşembe

Mutlu Son?

Hayat devam ediyor. Elbette anksiyete ve düşünce bozukluklarıyla... Aslında çoğu anksiyete ataklarını aşabiliyorum. Sevdiklerimin ölümüne ilişkin kafamda beliren senaryolar, hata yapma korkum, herhangi bir şey için kendime ettiğim işkenceler... Bunlar azaldı. Aslında bunlar kolay oldu. Bana asıl zor gelen başka bir düşünce bozukluğunu yenmek. Küçüklüğümde yaşadığım bir travma yüzünden, olayı yaşarken hissettiğim gerginlik ve suçluluk, bu yaşımda ne zaman gerilsem, korksam ya da suçlu hissetsem önümde beliriyor. Küçükken yaşadığım o basit travma sırasında ne hissettiysem, vücudum ne tepki verdiyse aynı şeyleri hissediyorum ve küçükken nasıl suçluluk duyduysam şimdi de duyuyorum. Bunu psikologumla aşmaya çalıştık, bir yöntem uyguladı ama gerisi senin elinde dedi. Eğer en küçük şeyde kendini suçlarsan bunu hissedebilirsin, önemli olan hissettiğin anı önemsememek. Boşver, o an ne hissettiysen hissettin, kendini sorgulama, suçlama. Suçlarsan takıntı haline gelir. Bu yaşadıkların küçükken yaşadığın şeyin arta kalanları, başka bir sebebi ya da anlamı yok...

İşte ben de şu an umursamamayı öğrenmeye çalışıyorum. Daha önce bu düşünce bozukluğum vardı ve yendim. Şimdi başka bir olay sebebiyle, işe başlamam ve iş ortamında gergin olmam sebebiyle tekrarladı. Ben hayatı buna rağmen çok seviyorum, başka çarem de yok zaten. Biliyorum ki ben kendimi böyle kabul ettiğimde ve oluruna bıraktığımda geçecek. Ah bir yapabilsem. 

 


Dün gece yine ağlayıp Allah'a isyan ettim. Bana bu psikolojik sorunları verip neden yalnız bırakıyorsun dedim. Ama sonra nasıl pişman oldum, nasıl korktum ve üzüldüm anlatamam. Şu an da gerçi biraz isyan modundayım ama daha sakinim. Artık mutluluk diye bir gerçeklik olmadığını, mutluluğun heyecan gibi anlık bir duygu yoğunluğu hissi olduğunu anladım. 25 yıldır kandırmışlar, kandırmışım. 

İş ne iyi ne kötü gidiyor. Bazen geriliyorum. Ama staj yaparken ne kadar yorulduğumu ve ne kadar yoğun çalıştığımı düşünürsek rahat bile sayılabilirim. Şu an adli tatil döneminde izin alabilir miyim diye düşünüyorum sürekli. Temmuz ayında sadece 4.5 aylık kıdemim olacak bir yılını doldurmadın diyebilir. Ama avukatların bir yıl doldurmadan bir haftalık ücretsiz izne çıkma hakları var, onu söylesem ayıp mı olur? Olmadı 9 güne uzatacaklarını düşündüğüm ramazan bayramında mı gitsem? Nasıl soracağım ya bu işlerde hiç iyi değilim.

Geçtiğimiz hafta bir müvekkil adayıyla görüştüm. Kendisine boşanma davası için dilekçe ve protokol hazırlayacağım ama adamdan ücretimi isteyemedin bir türlü. Tekrar arayıp söyledim zar zor ama ellerim nasıl titriyor görmeniz lazım. Ben neden böyleyim ya insan hakkını isterken bu kadar zorlanmamalı. Neyse bir önemi yok ki zaten bütün bunların.

Bazen ancak ölünce geçecekmiş gibi hissediyorum. Ama İstanbul benim mutlu olmamı çok istiyor, ben de onun. Onu çok seviyorum, onunla yaşamak ve keşfetmek istediğim çok şey var. Ben de hayatımı İstanbul'u mutlu etmeye, onunla mutlu olmaya adadım, hem anlam kazanmış olur. Belki onu mutlu ederken yanlışlıkla ben de mutlu olurum. Mutluluğun gerçek bir şey olduğunu anlarım falan mutlu son.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Güzel Cumartesi

3 sene sonra cumartesi günü ilk defa psikoloğumla görüşmeye gittim. Problemim sandığım kadar büyük değilmiş çok şükür. :)) Bana hissettiklerimin sebeplerini ve nasıl karşılamam gerektiğini anlattı. Bundan sonra devamlı olarak gelmene gerek yok, aşabilirsin dedi. Kısaca, umursamayacağım. Hissettiğim ancak hissetmek istemediğim şeylerin sebepleri yine benden kaynaklanıyor, gerçek değiller. Ve ben umursamazsam gidecekler. Hadi bakalım...

Psikologa gittikten sonra İstanbul'la buluştuk. Öyle güzel bir gün geçirdik ki, ne zamandır bu kadar huzurlu hissetmemiştim. Eve geldikten bir saat sonra migrenim başladı. Önce midem bulanıyordu, sonra da baya başım ağrıdı. Başka bir rahatsızlığımdan dolayı bir hafta kullanmam gereken bir ilaç var. Baş dönmesi ve uyku yapıyor. Hepsi birleşti ama ben yine de yılmadım, cumartesi gecesini kahvem, çubuk krakerim, Spotify ve Youtube'la geçirdim, gece 3'te yattım. Aslında ne kadar küçük mutluluklar yetiyor insana. Bu mutlulukların tadını çıkarmak yerine kendi düşüncelerimizin esiri oluyoruz. Şöyle bir düşününce, asıl önemli olan mutluluk değil huzur bence. Huzurlu olunca ruh halimiz çok mutlu da olsa melankolik de olsa çok sorun olmuyor. O gün bir şekilde geçiyor. Ama huzursuz olunca, ya gerçekten ya da psikolojik olarak bir problemimiz var demektir. Ve mutluluk dediğimiz şeyin hiçççbir önemi kalmıyor.

Psikologumun ofisi Fulya'da olduğundan ve İstanbul'la Beşiktaş'ta buluşacağımızdan seanstan çıktıktan sonra Beşiktaş'a yürüyerek gittim. Ama uzun zamandır bu kadar keyif almamıştım. Yavaş yavaş, Fulya'nın yeşil ve sakin sokaklarından yürüdüm. Gratis'e girip bir şeyler aldım. Kızlar bilir ki Gratis'ten alınacak şeyler asla bitmez. Sonra çok süper bir aktara girdim. İstanbul uykuya dalmakta baya güçlük çektiği için ona özel bir bitki karışımı aldım, adı da uyku çayı. Bir de sarı kantaron çayı aldım. Antidepresan etkili bir çay kendisi. Bildiğiniz Prozac Xanax gibi antidepresanların hepsinde etken madde olarak bulunan bitki sarı kantaron işte. Kendinizi kötü hissettiğinizde bu çayı yapıp için, pamuk gibi olun.
Aktarda baya vakit geçirip garip garip otları kokladıktan sonra Beşiktaş'a geldim. Önce bir dükkana girip işte giyebileceğim iki üst aldım, sonra da Koton'a girdim. Ah girmeseymişim keşke. O kadar güzel küpeler olur mu...Ben çalışan insanım, cebimde kredi kartı var. Nasıl durayım a dostlar... Hem Paris'e, hem Prag'a hem de kendime küpe aldım. Sonra Kabalcı'ya girdim. Çok şükür İstanbul geldi de beni durdurdu. Ama gerçekten çok güzel bir yürüyüştü. Psikologtan çıkmış olmamın ve havanın muhteşem olmasının etkisi de büyüktü tabi ki.

 

İstanbul'la Beşiktaş'ta Şairler Kahvesi diye bir yere gittik. İnanılmaz güzel bir yer, kesin gitmelisiniz. Kahvenizi yuvarlak küçük bir tepside getiriyorlar. Yanında bir tane oreo bisküvi, minyatür bir vazoya konmuş küçücük bir papatya buketi ve eski ipe sarılmış papirüs kağıt geliyor. İpi çözüp kağıdı açtığınızda içinde ünlü şairlerin ünlü dizeleri yazıyor. Bana İsmet Özel, İstanbul'a da Cemal Süreya geldi. :)) Beşiktaş bugün baya baya taraftar dolu olmasına rağmen rahatsız edici değildi, baya güzel bir gündü.

Ama Beşiktaşlı taraftarlar, size bir sözüm var. Aslında bütün taraftarlar için bu söyleyeceğim. Gerçekten çok umursamaz ve pissiniz. Tabi ki herkes aynı değil, illa ki istisnalar vardır ama böyle bir pislik görmedim ben. Yahu Beşiktaş'ın taraftarlardan önceki ve sonraki halini resmetseler sanırsınız ki birkaç gün süren bir müzik festivali falan yapılmış. Bira şişeleri, vodka şişeleri, viski şişeleri.... Yerler rezil durumda...İnsan yediğinin içtiğinin çöpünü nasıl umarsızca yere atabilir? Ben hayatım boyunca bir sakız çöpünü bile yere attığımı hatırlamıyorum. Utanırım ben ya, o yolu benden başkaları da kullanıyor. Ayrıca kendi evinizde yere çöp atıyor musunuz? Ya da biraz temiz hava almak için çıktığınızda yerlerdeki çöplerden rahatsız olmuyor musunuz mesela?

İş durumlarına gelirsem, Bursalı dediğim bir avukat var ya ofiste. Çok dengesiz bir avukat. Bütün işleri kendi yapmaya çalışıyor, bize dosya vermiyor, patron yalakası. Patrondan çok patroncu denen tiplerden. Bir şey soruyoruz cevap vermiyor. Dalgınlık mı desem, umursamazlık mı... Bilmiyorum garip. Bayaaa baya boş oturuyorum. Biricik çok sevdiğim, cidden çok seviyorum aile dostumuz, patronum üç haftadır hastanede yatıyor. Tpp diye bir hastalığı varmış, kandaki trombosit oranı çoook düşükmüş. Haftalardır vücudundaki kanı değiştiriyorlar. İnşallah bir an önce dönecek ofise..
Bu arada bir buçuk ayımı doldurmama rağmen sigortam hala yapılmadı. Bu hafta yapılacak inşallah. Onu da asgariden yaparlar zaten. Güya hukuk bürosu olacaklar... Bir işçi davaları geliyor görmeniz lazım. İşçi yıllarca yıllık izin kullanmadan çalışmış, işveren yıllık izinlerin bedelini ödemeden nasıl işten çıkarırız, zorla izinleri kullandırabilir miyiz derdinde... O kadar büyük şirketler ki bunlar söylesem onların adına siz utanırsınız. Adamın yıllık izin ücretiyle mi zengin olacaksınız be, işçi emekçi insanlar işte. Ama avukat olunca böyle diyemiyorsunuz işte. İşverenin ödememe hakkı varsa, ne kadar işçiye ödeme yapılsın isteseniz de, ödememesi için hukuki zemini hazırlamanız lazım. Ama "hakkı varsa" dedim bakın, sonra yazık değil mi katakulleye (o kelime gerçek mi?!) getiriyorsunuz işçiyi demeyin, avukatlar yalancı demeyin ::D Biz sadece olan hakkını hatırlatıyoruz, yalan bir hukuki zemin yaratmıyoruz yani. Zaten yaratsak hakimler usulsüz der. Gönül ister ki o hakkı kullanmasın, işçiye versin bol bol, ama bu insanlar da böyle zengin oluyor galiba. Bizim maaşları elden verip sigortayı asgariden yaparak mesela... Ahh ah. Ne diyelim. İnsanlar iyi değil.

Ben böyleyim işte, siz nasılsınız??

30 Nisan 2016 Cumartesi

Uykuuuu

Uykusuzluktan öleceğim. Gün içinde çok yorulmasam da akşam 10'dan itibaren uyku bastırıyor. 12'de de yatmış oluyorum. Cuma gecesi diye biraz tadını çıkarayım dedim ama gözlerim acıyor :D
Neden böyle olduğunu anlamıyorum. Erken de yatıyorum aslında...


İş güzel sayılır ama çakallık yapanlar var. Anlatmaya halim kalır belki bir gün. İş hayatı işte.
Ben kitap mı okuyayım, film mi izleyeyim, dizi mi izleyeyim, piyano mu çalışayım???
Yemek yemek, sevgilimle konuşmak ve duş almak şimdilik iş görür sanırsam.

Yarın psikologuma gidiyorum, bakalım nasıl geçecek...
Bu arada geçen yazımda anlattığım, anksiyete ile baş etme çabalarım devam ediyor. Psikologa gitme sebebim daha ileri bir problemim olması. Yoksa anksiyeteyi yenebileceğimizi yineliyorum!

27 Nisan 2016 Çarşamba

Merhaba Psikolog

İşte 5 haftanı doldurdum. Yoğun musun derseniz hayır ama nedense inanılmaz yorgun hissediyorum. Akşam 11.30 da yatsam bile 9 saat uyuyup 8.30 da kalkamıyorum. Normal şartlarda baya baya uykumu almış olmam ve kendim uyanmam gerekiyor... Hayat çok güzel ama kafamın içi pek değildi son günlerde. Belki de ondan böyleyim. Aslında şu an çok iyiyim çok şükür ama dün berbattım. Nasıl bu kadar fark olabiliyor anlamış değilim. Cumartesi günü psikologuma tekrar gitmeye başlıyorum. Çok para verecek olmama rağmen, umrumda değil. O kadar ihtiyacım var çünkü kafa huzuruna. Anksiyetesi olanlar anlayacaklardır.
İş nasıl gidiyor ben de bilmiyorum. Bazı yönlerden çok iyi bazı yönlerden de kötü. Ama olabilecek en iyi duruma yakınım?? Galiba... Emin değilim, ama onlar beni kovmadığı sürece burada devam edeceğim. 
Kardeşimle iki haftadır konuşmuyoruz. Aslında o benimle konuşmuyor. Ama biliyor musunuz artık umrumda değil. Evde sığınmacı gibi yaşıyor olmam da umrumda değil. Ayrı odam ve ayrı bir alanım olmaması da umrumda değil, ayrı eve çıkmaya param olmaması da...
Ne yapayım yani? Her gün oturup ağlayayım mı? Bazen yapıyorum ama her gün de olmaz ki.

 


Allah'ım hayat ne garip. Her şeyim var, her şeyim. Ama huzurum yok. Bir tek İstanbul'la birlikteyken huzurluyum. Her şey düzelecek gibi hissediyorum. Her şeyi yapabiliriz gibi. 
Bir söz duymuştum. Her zaman gerçek hayatım "o zaman" başlayacak deriz. Okul bitince, evlenince, çocuk olunca, param olunca... Bu mücadele bittiği ve huzurlu yaşayacağımız zaman geldiğinde gerçek hayatım başlayacak... Ama gerçek hayat aslında bu mücadele, bitmesini beklemek saçma. Hep mücadele edecek bir şeyler olacak...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...