İnsan çok üzücü şeyler yaşadığında korkular ve anksiyete ciddi anlamda azalıyor. Neden, aslında tam tersi olması gerekmez mi? Sonuçta kötü şeylerin bizim de başımıza gelebileceği yüzümüze acımasızca çarpmış olmuyor mu? Şöyle bir düşününce, lise hayatım ve dedemin ölümünden sonraki dönem hayatımda anksiyeteyi en az yaşadığım dönemlerdi. Lisede babamın uyuşturucu zulasını bularak evde bir yıkıma sebep olmuş, babamı yalnızlığa mahkum etmiş ve kardeşime, sonraki hayatında ciddi öfke problemlerine sebep olacak bir travma yaşatmıştım. Bunu anlatırken bile babamın hatalarını kendim üstlendim değil mi? Lisede tüm bu olaylardan sonra kaybedecek bir şeyim kalmadığını düşünüyordum. Evimiz dağılmış, babam bizi geri kazanmaya çalışmamış, hatta açıkça sorulduğunda bile uyuşturucuyu tercih etmişti. Babamı bir nevi kaybetmiştim. Çıktı gitti. Bu hüzünden ve zorluktan sonra lise hayatım çok eğlenceli geçti. Sonra İstanbul'u tanıdım, aşık oldum. Eğer aşık olduysanız aynı anda en güzel ve en korkutucu duygu olduğunu bilirsiniz. Harikadır, dünyanın en muhteşem şeyine sahip olmuşsunuzdur ve dünyanın en harika, sizi en çok anlayan insanıyla her şeyi yapabilirsiniz, her yere gidebilirsiniz. Dünyada her şeyi keşfetmek istersiniz, her şey mümkündür artık, gelecek günlerin harikalığı için umut ve heyecanla dolup taşarsınız. Sonra bu hisse, o harika insana o kadar alışırsınız ki, bir korku başlar. Kaybetme korkusu. Ben ne yaptım diye sorarsınız, nasıl yaparım bunu, şimdi ne olacak? Terk ederse, bir şey olursa, neyse dersiniz Allah korusun, olmayacak öyle şeyler. Bu noktada çoğu insan hayatına devam eder. Peki edemeyenler?
11 Aralık 2020 Cuma
Korkular
31 Ekim 2020 Cumartesi
Ben Nasıl Mutlu Olunacağını Unuttum - Hayatı Kendime Nasıl Zehir Ediyorum #6
16 Eylül 2020 Çarşamba
Karantina
Mart ayından itibaren evde geçirdiğim bu dönem benim için hayatımın en yoğun duygularını yaşadığım dönemiydi. 2 ay annem ve kardeşimle evde kalmak bir noktada çekilmez hale gelmeye başladı, sebebi ise benim bir odam olmamasıydı. Artık cidden hapiste gibi hissediyordum.
Psikologum seanslarını online yapmaya başladığı için psikolojik olarak işler iyice içinden çıkılmaz bir hal aldı. Ben zaten evde rahat değilim bir de üstüne evde annem ve kardeşim varken psikologla konuşmak mı?
![]() |
Bu süreç böyle devam ederken en sonunda kendimi karantinadan çıkardım ve İstanbul ile görüşmeye başladık. Bana o kadar iyi geldi ki onda vakit geçirmek... İstanbul benim sadece sevgilim değil, manevi psikologum aynı zamanda. O kadar kilit noktalarda sorun çözmeyi başarıyor ki bazen, yine ona danıştım. Sorunum ile ilgili konuşurken bana söylediği bir cümle, uzun süredir hatta yıllardır kendime söylemeye korktuğum birşeydi. Ara ara aklıma geliyordu, rüyama giriyordu ama açıkçası ben görmezden geliyordum. O günden sonra psikologumla seanslara artık devam etmemeye karar verdim. Psikologum gerçekten bana kendimi tedavi etmeyi öğretti, onun hakkını asla ödeyemem. Ama her seans kendi kendime ilerlemekten çok yorulmuştum. Ben sorup ben cevaplıyordum. Her hafta ne konuşacağımı, o hafta hissettiklerimi ve rüyalarımı yazıp yorumlamak inanılmaz yorucu hale gelmeye başlamıştı. Çünkü mesela tam iyi hissediyorum, iki gün sonra seans var, seansta ben konuşmazsam psikologum da ben konuşana kadar bekliyor. Dolayısıyla iyi hissettiğim bir gün bile seansta ne anlatacağımı düşünmek endişelerimi tekrar hatırlamama sebep oluyordu. Neyse ben sonuç olarak seanslara ara vermeye karar verdim. Son bir seans yapıyorduk ki, o son seansta İstanbul’la konuşurken yaptığımız çıkarım üstünden içimi dökmeye başlayınca, o kendime söylemeye korktuğum şeyleri söyleyince, nasıl bir şeydi anlatamam ama her şey birbirine bağlanmış gibi hissettim. Bir an susup kalakaldım, psikologum da gülümseyip çözdünüz işte dedi. O andan sonra birşeyler kolaylaştı. Kendime nasıl telkin vermem gerektiğini öğrenmiştim çünkü asıl korktuğum şeyi anlamıştım. İçimdeki o çocuk kalan, kendini suçlayan, her şeyden korkan Moira’ya bir şeyler öğretebiliyordum, güvenini kazanabiliyordum.
İstanbul’da çok sık kaldığımdan ve psikolojik olarak da biraz rahatladığımdan hapisten çıkmış gibi hissettim. Bir de artık ayda yüklü bir meblağı psikoloğa vermeyeceğim için araba kredisi ödeyebilecektim. Bu da beni çok mutlu ediyordu. Çok şükür ki evde geçirdiğim kalan 4 ay bu nedenle çok daha rahat bir kafayla geçti. Tabi ara ara yeni endişeler, eski endişelerin güncellenmiş ve gelişmiş versiyonları gelip bana türlü türlü anksiyete atakları yaşatmadı değil. Ama elimden geleni yapıyorum. Hayatımda hiçbir dönem aynı anda bu kadar zor ve bu kadar keyifli geçmemişti.
Tüm bu süreçlerde okuyup destek verdiğiniz, yorumlarınızla ve maillerinizle yalnız olmadığımı hissettirdiğiniz için çok teşekkür ederim. İyi ki burası var, sizler varsınız.
10 Eylül 2020 Perşembe
6 Ay Boyunca Evden Çalışmak Mı?
25 Şubat 2020 Salı
Anksiyete Sen Mi Büyüksün Ben Mi?
20 Şubat 2020 Perşembe
Anksiyete Buna İzin Vermez
29 veya 30 Eylül'dü, büyük dayımla birlikte, kardeşimin kız arkadaşı Milano’nun ailesiyle tanışmaya gittik.
5 Ekim Cumartesi, Parisle Filmekimi
Frankie diye bir filme gittik. Kötü değildi ama çok boştu sanki. Sonra Ara Cafe’ye gidip kahve sigara yaptık. Sonra da İstanbul’a geçtim. Güzel ve sakin bir başlangıçtı..
6 Ekim Pazar, Annemle Alışveriş
Kuzenim Barcelona, Almanya'da evlendi ama İstanbul’da düğün yapılacaktı. Düğün 19 Ekim'de olmasına rağmen hala elbisem yoktu. Bütün gün anneme ve bana elbise baktık. Sonunda karar verebildik ve birer tane elbise aldık. Bir haftasonu böyle bitti.
9 Ekim Çarşamba, Kardeşimin Ruhsat Töreni
Kardeşim de avukat olduu! Ve ruhsat töreni tabi ki o kadar gün arasında Ekim ayının ortasına denk geldi. Ama olsun, çok güzeldi. Cübbesini avukat ablası olarak ben giydirdim. ♡
10 Ekim Perşembe, İzmir’de duruşma
Çok yorgun değilmişim gibi bir de günübirlik İzmir duruşmasına gittim geldim. Gitmişken de Kordon sahilde biraz hava aldım. Ama Kordon sahili pek sevmedim ya. Ayrıca da İzmir’i sevsem de nesini büyüttüklerini hiç anlamadım. Tatil yerleri güzel ama şehir içi baya kötü. Trafiği İstanbul gibi, insanları daha kaba. Sürücüler asla birbirlerine yol vermiyor, asla sinyal vermiyorlar. Yol vermeleri gereken her seferde sinirleniyorlar. Ara sokakları falan da pis, ayrıca hiiiç park yeri yok.
12 Ekim Cumartesi, Prag’la Kilyos
Hem biraz ara vermiş olalım, hava alalım, hem de fotoğraf çekelim dedik. Atladık arabaya Kilyos'a gittik.
13 Ekim Pazar, Kız İsteme
Milano’yu istemeye gittik. Yemek, sohbet, tuzlu kahve derken o gün de öylece geçti. Ben kardeşimin evleniyor olduğunu çok idrak edemedim.
16 Ekim Çarşamba, Santral Açılışı
Benim çalıştığım şirket enerji şirketi. Türkiye'nin tek seferde en çok elektrik üreten santralinin açılışı, tabi ki Ekim ayına denk gelmeliydi. Sabah 4’te kalkıp havaalanına gittik, sonra İzmir’e. Oradan da Manisa’ya. Önce açılış, kurdele kesimi, santral gezisi. Sonra İzmir’e dönüş, otele yerleşip akşamki parti için hazırlanma aşaması ve rakılı yemekli parti. Dans fotoğraf derken gece oldu. Hep birlikte çıktık bu sefer de otele 5 dk mesafedeki Alsancak sahile gittik. Yattığımda saat sabah 4'e geliyordu..
17 Ekim Perşembe, Arabuluculuk ve Kına (ne?)
Bir süredir tebliğ edilmesini beklediğimiz arabuluculuk görüşmesi Ekim ayının ortasına denk geldi tabi ki. Hem de Manisa’da. Sabahın köründe toplu kahvaltı, sonra da havaalanına yani İstanbul’a dönüş vardı ama ben İzmir havaalanından araba kiralayıp Manisa’ya geçtim. İlk defa araba kullanırken yol asla bitmedi ve ben çok sıkıldım. Uçaktan 3 saat önce havaalanındaydım ve daha erken saattekilerde hiç yer yoktu. Akşam Barcelona’nın kınası vardı ama yetişemedim. Belki sonuna yetişirdim ama yorgunluktan ve uykusuzluktan öldüğümden doğrudan İstanbul’a (sevgilime) geçtim. :)). O kadar çok şehir saydım ki sevgilim diye belirtmesem anlaşılmayacaktı muhtemelen.
19 Ekim Cumartesi, Barcelona & Moscow Düğün
Bizim Rus damada da isim vereyim dedim sonra tekrar bahsi geçebilir çünkü. Düğüne yakınlarımız geldi sadece 80 kişi falandık. İstanbul gelmedi çünkü dayımlarla daha tanıştırmamıştım. . Ama o kadar eğlendim ki... Asla bir düğünde o kadar eğleneceğimi düşünmezdim çünkü düğünleri falan hiç sevmem. Ama resmen sahneden inmedim. Barcelona’nın ablası olan kuzenim Sidney ile resmen sahneden inmedik, millet oturdu bizi izliyor o derece dans ettik. Erik dalı ve halay, Alman-Rus pop kombinasyonu ile baya değişik ve eğlenceli bir akşamdı. Ertesi gün kulaklarım hala kısmen tıkalıydı.
25 Ekim Cuma, İstanbul’un Dayımlarla Tanışması
O kadar yıldır birlikteyiz ama İstanbul’u dayımlarla tanıştırmamıştım. Evlenmediğimiz sürece gerek yok diye düşünüyordum. Dayımlarla tanışması normal bir ailede babayla tanışması gibi düşünün işte. Beklediğimden çok daha güzel geçti aslında. Dayımlar baya sevdi, İstanbul'un mizah yeteneği sağ olsun dayımları bile güldürdü. Arada neden daha önce tanıştırmadığıma ve ne zaman söz keseceğimize dair imalar döndü ama çok takmadık. Sonuçta geceyi başarılı bir şekilde atlattık.
Ve anksiyete sahibi olan herkes çok iyi bilir ki.... ANKSİYETE BUNA İZİN VERMEZ.
13 Ocak 2019 Pazar
Günde 2 Litreden Fazla Su İçme Challengem
25 Aralık 2018 Salı
Psikologlar Ara Vermese Olmaz Mı?
Ayrıntılarını anlatmayacağım çünkü ileride okuduğumda tekrar aynı şeyleri hatırlamak istemiyorum ama aşırı kötü oldum ve ne yapacağımı şaşırdım. Her zaman kullandığım sakinleştirici olan Alora’nın işe yaramayacağını düşünerek biraz daha güçlü bir sakinleştirici istedim eczaneden. Kız bana Prozac verdi. Ben şöyle bir baktım, hafif dedi. Ben de sandım ki mg olarak hafif olan bir versiyonunu yaptılar. Meğer öyle değilmiş. İki günde üç tane aldıktan ve oldukça da faydasını gördükten sonra Pazar gecesi mahvoldum. Sıcak basmasıyla uyandım ve kalbimin üzerinde bütün dünyayı taşıyormuşum gibi bir his vardı. Nefes alamıyordum çünkü korkum ve anksiyetem o kadar fazlaydı ki hiç geçmeyecek sandım. Nefesime odaklanarak zar zor uyudum. Sabaha kadar 3-4 kere daha uyandım geri uyudum. Pazartesi sabah işe resmen sürünerek gittim çünkü uyku hiçbir işe yaramamıştı ve anksiyetem hala geçmemişti. Öğlene kadar aşırı bir mide bulantısı ve nefes darlığı ile, hiç sesim çıkmadan zar zor geçti. Ama sonunda geçti.
Hafta boyunca yer yer geri geldi, yer yer gitti. Manik depresif gibi bir korkudan ölüyordum, bir mutlu hissettiğim için şükrediyordum. Şu an normal hissediyorum. Psikologuma yazdım ama nedense cevap vermedi. Başka bir psikolog ile görüştüm ama kendi psikologumun cevap vermesi umuduyla onunla randevumu da kesinleştiremedim. İki gün sonra hala cevap vermeyince psikologuma tekrar yazdım, bu sefer cevap verdi. Maalesef seanslara ara vermiş, seni bir meslektaşıma yönlendirebilirim dedi. İstemedim. Ya psikologlar ara vermesin ne olur vermesin, ben ne yapacağım şimdi. Yepyeni birine kendimi, sorunlarımı en baştan anlatamam...
*****************
Ara Güler öleli 2 aydan fazla oldu. Bu olayın benim hayatımdaki önemi, o günden beri kardeşimin benimle konuşmaması. O gün büyük ve uzun bir tartışma yaşadık. Birbirimizi kırdık, asıl kardeşim benimle ağır konuşmasına rağmen yine küsen o oldu. Saçmalama dedim, biz kardeşiz, ben sana hakaret etmedim asıl sen bana hakaret ettin ama yine de trip atan küsen sensin. Neyse sonuç olarak aynı evde, aynı odada, konuşmuyoruz. Ve ben artık bu evden defolup gitmek istiyorum. Gerçekten çok kötüyüm. Çok yorgunum ve psikolojim mahvolmuş durumda. Tek istediğim ayrı eve çıkmak. Sanırım Pragla ayrı eve çıkacağız ama şu an yüksek lisans harcımı ödemek için para biriktirdiğimden ev için biriktiremiyorum. Keşke annemi dinleseydim, çalışmaya başladığım ilk günden beri para biriktirseydim. O zaman çoktan kendi evime çıkmış olurdum…
14 Mart 2017 Salı
Diş Teli mi Daha Çok Baş Ağrıtır, Yoksa Acımasız Patronlar mı?
18 Aralık 2016 Pazar
Acep nedendir?
2017 için yeni bir planım var. Anksiyeteyi ve diğer psikolojik sorunlarımı bir oyuna çeviriyorum. Yokmuş gibi davranma oyunu. Aklıma saçma bir düşünce gelince hiç gelmemiş gibi davranacağım. Sonra akşam sonuçları yazacağım. Sonuçların kötü olduğu günler ya da haftalarda kendime uyguladığım bilişsel terapi yöntemini uygulayacağım. Bunu birkaç ay boyunca yapıp ayda kaç gün eve psikopat gibi dönüyorum, aydan aya azalacak mı, oyun işe yarayacak mı bakacağım. Allah'ım nelerle uğraşıyorum yahu.
Ofiste son bir ay içinde o kadar kötü bir izlenim yarattım ki anlatamam. Hep saçma sapan olayları bana yüklediler. Hep hatalı ben oldum. Tamam hatam vardı ama o kadar da değil yani, cidden onların da hatası var. Şimdi bu saçma sapan havayı dağıtmam lazım. Ama bazen de diyorum ki ben ne kadar başarılı yapsam da işimi, saçma sapan bir şeyi bana yüklerler yine aynı duruma düşerim. Minnoş avukat arkadaşlarım için şimdi hatalarımı anlatacağım, bakalım onlar ne diyecek. Derseniz ki hatalısın işin içine etmişsin tamam.
Birinci hata: Ofise başlayalı bir buçuk ay olmuş, sistemi yeni yerleştirmişim. Ofise bir tensip zaptı gelmiş, ben evrağın geldiğine ilişkin herkese mail atmışım ama mail ekine yanlış evrak sürüklemişim. Herkes tensip zaptının geldiğini biliyor ama kimse duruşma gününü işlememiş, duruşma kaçırmışız. Nedense kimse nerede bu tensip, kızım mailin eki yanlış dememiş. Sadece tebligatı ben aldım diye bana patladı yani.
İkinci hata: Bir dosyada birden fazla davalı vekiliyiz. Müvekkillerden biri bizi azletmiş, ben bu müvekkilin adını da yazmaya devam etmişim beyanlarda. Yetki belgesi koymuşum dosyalara. Bir azilname lafı geçti ama kimse bana bilgi vermedi, benden daha kıdemli avukatlar da devam etti o müvekkil adına duruşmalara girmeye. Ama en son beyan dilekçesini ben yazarken bu durum fark edildiği için bu da bana patladı.
Üçüncü hata: Buna hata bile diyemem. Bir duruşmada hakim çok ters köşe bir soru sordu, ben de yanlış bir şey söylememek için yuvarlak bir cevap vermeye çalıştım. Ama beyanım duruşma zaptına şöyle geçti: "Müvekkilim bu sözleşmeden dolayı borçludur." Puahahaları duyar gibiyim. Hakim bey dedim yapmayın etmeyin o zapta böyle geçmeyin, borcunu ödemiş olabilir bu konuda bir bilgimiz yok. Ama hakim yüzüme bile bakmadı. Sonuç olarak davayı reddetti. Bu da bana patladı. Şu an ilerlettiğim birkaç davayı E Bey devralmış durumda.
Şimdi ben bu duruma düşecek kadar hatalı mıyım?
Ne yapacağım ben?
Psikolojik sorunlarımı nasıl aşacağım? Psikoloğum ne kadar gelsen de fark etmez, sen kafanda büyüttükçe bitmeyecek, gerçekten aklına gelen düşünceleri umursamamalısın dedi. Şimdi ben başka psikolog hatta psikiyatrist bulsam bok gibi para versem, çok param varmış gibi, değer mi? Değmez. Çünkü bu umursamama yöntemiyle daha önce aşmıştım. Sonra umursamaya başlayınca yine sorunlarım başladı. Yani aslında psikoloğum haklı. Of ya of.
Küçükken annemler ne kadar üzgün olduğumu fark etsin diye "psikolojik sorunlarım olur da gününüzü görürsünüz inş." demiştim kendi kendime. Acep ondan mı?
17 Kasım 2016 Perşembe
Yorgunluk
O kadar yorgunum ki gözlerim kapanıyor... Tatlı bir yorgunluk demek isterdim ama maalesef değil. Gayet acı yani. Gözlerim de acıyor. Anksiyetem de tavan seviyelerde zaten. Psikolojim de vücudumla birlikte pes etti sanırım. Her gün 8 gibi işten anca çıkabiliyorum. Eve gelip gece 1'e kadar dilekçe yazdığım bile oldu... Şimdi saat 22.30. Duş alıp yatmam ne kadar sürer acaba???
Siz neler yapıyorsunuz?
Bu arada blogger kumanda panelinde bir sorun mu var yoksa sadece benimkinde mi sorun var? İzleyici sayım görünmüyor nedense...
Diriliş Ertuğrul'un sesi geliyor içeriden. Annemle kardeşim izliyor.
"Allah var, gam yok." diye bir cümle duydum. Allah var, gam yok.. Psikolojik sorun da gama dahil bence. Dua etmeye devam edersem geçecek. Geçecek...❤❤❤❤❤
22 Ağustos 2016 Pazartesi
26 Mayıs 2016 Perşembe
Mutlu Son?
27 Nisan 2016 Çarşamba
Merhaba Psikolog
6 Nisan 2016 Çarşamba
Filmlerdeki Gibi Çığlık Atarak Uyanmalar Falan, cık cık
28 Mart 2016 Pazartesi
Masamı Sevdiysem İşimi de Sevebilirim
6 Mart 2016 Pazar
Hayattaki Sorunları Nasıl Aşabiliriz? Anksiyete ve Düşünce Bozukluğu Hakkında
Düşünün ki, deodorant kullanırken bile tasarruf etmeye çalışıyorum. Geçenlerde Paris'in doğum günü için alışverişe gittim. Bu arada kendim için de üç parça şey beğendim, toplam fiyat 80 TL falandı, alamadım.
Üçün birini bile alamadım. Sinemaya, tiyatroya gitmek istiyorum, gidemiyorum. Kaç aydır Gratis'e adım atmadım biliyor musunuz? Bunun hüznünü anlayabiliyor musunuz a dostlar? Allah başka dert vermesin, şükürler olsun tabi ki...
Yine de çok şeyin üstesinden geldiğimi düşünüyorum. En başta psikolojik sorunlarımın. Anksiyete ve düşünce bozukluğu problemlerim vardı. Hala var ama baş etmeyi öğrendim. Beni okuyanların arasında bu tür sorunlar yaşayan var mı bilmiyorum. Genelde yorum olarak "Aa evet bana da oluyor." tarzı yorumlar pek almıyorum. Ama yine de herkesin bu sorunlardan müzdarip olduğunu düşünüyorum ben. Kafamdan geçenlerin hepsini ayrıntılı olarak buraya yazamam. Zaten kimsenin de kafasının derinliklerinde beliren iğrenç düşünceleri yazacağını sanmam. Ben sadece bana yardımcı olan şeyi söyleyeceğim. Düşünmemek, umursamamak. Peki nasıl?
Öncelikle, anksiyete ve düşünce bozukluğunun ne olduğunu kısaca söyleyeyim. Anksiyete endişe bozukluğudur. Bazı kişilerde etkilerini yalnızca düşünsel boyutta gösterir, bazı kişilerde ise fiziksel boyutta. Bendeki etkisi çoğunlukla düşünsel boyutta. Devamlı olarak kötü şeyler olacağına inanmak, sevdiğin birini kaybedeceğine inanmak, falanca şeyi yapmazsam sevgilimle aram bozulacak tarzı totemler yapıp bunlara inanmak, annemle tartışıp yatarsam yarın sabah ölmüş olarak uyanabilir gönlünü almalıyım tarzı psikopatça düşüncelere inanmak, sevgilime Allah'a emanet ol dedim kesin ona yolda bir şey olacak buluşmayı iptal etmeliyim diye düşünüp üzüntüden gebermek, eğer ağlayamazsam bu sefer de neden ağlamadım ben sevgilimi sevmiyor muyum diye kendi kendini yemek... Evet bu anlattıklarım iğrenç düşüncelerimin çoğunu yazmamış halim ve ben bunları her gün yaşıyorum. Her gün. Eğer en küçük bir tanesine inanırsam, gerçek olabileceğinden endişelenirsem ya da kendimi suçlarsam, günlerce beni yiyip bitirebilme kapasitesinde bir anksiyeteye dönüşebilir. Sonra da ağlamaya başlarım. Sevgilime de aileme de bok gibi davranırım. Gülümsemeye çalışırım ama gülümseyemem. Devamlı olarak midem bulanır ki bu da çoğunlukla psikolojiktir. Başım falan da ağrırsa beynimde tümör mü var diye krize girerim...Birkaç gün sonra da kendime gelirim. Bazı kişilerde çarpıntı olur, baş ağrısı olur. Hatta kişi bir rahatsızlığı olduğundan şüphelenip doktora gidebilir. İşte bu düşünsel boyut.
Fiziksel boyutta anksiyeteden rahatsız olanlarda genellikle evin kapısını üç kere (sayı kişinin kafasında belirlediği, genelde kendisi için anlamı olan bir sayıdır) kontrol etmeden çıkamama, çıkarsa çok kötü şeyler olacağı inancı, tırnak yeme, bütün gün el yıkama, ütüyü fişte bıraktığını sanıp bir saatlik yoldan eve dönme, simetri hastalığına da varabilen derecede düzen takıntısı örnek verilebilir. Fiziksel boyutta bende olanlar sadece tırnak kenarındaki etleri soyup kanatma ve bütün gün el yıkama boyutlarında. Başka da fiziksel sorunum yok o yüzden çok örnekleyemedim. Sonuç olarak bunlar çok iğrenç ve insanın hayatını yaşanmaz kılan sorunlar. Bazı insanlar psikolojik problemleri küçümserler, onlara biraz anksiyete biraz da düşünce bozukluğu ikram edelim.
Düşünce bozukluğum da var. Şimdi psikolojiden çok anlamam ama kendi sorunlarımı çözmek için gittiğim psikologum ve okuduğum kitaplar sayesinde öğrendiklerimden yola çıkarak yazıyorum. Eğer okuyan ve yanlış bilgi veriyorsun diyen olursa hemen doğrusuyla değiştirmeye açığım. Düşünce bozukluğu dediğimiz şey de, aslında herkesin kafasından gün içinde geçen, önemsiz, saçma iç sesleri dikkate alıp kendinden ve inançlarından şüphe etmeye başlama, kendini suçlama gibi saçmalıklar sonucunda ortaya çıkan psikopat durum?? Bu tanım karışık oldu. Ama şöyle düşünün, aklınızdan saniyelik saçma bir şey geçiyor. Belki anılarınız size bir şey hatırlattı, belki beynin bir bölgesi uyarıldı ve içinde bulunduğunuz durumla ilgili alakasız ve gereksiz bir duygu hissettiniz ya da aklınızdan saçma bir düşünce geçti. Çoğu insan önemsemez. Ama düşünce bozukluğu olan insanlar, bir saniyeden kısa süren bir his yüzünden gülerce kendini suçlayabilir ve o histe ya da düşüncede mantık arayabilir. Halbuki hiçbir suçumuz yok, o an beyne giden herhangi bir sinyal var, aklımızdan geçen herhangi bir düşünce var. Engelleyemeyiz. Ama ben kendimi günlerce bunun için suçlayıp, ben sevdiklerimin ölmesini mi istiyorum yoksa? sorusunu soracak ve sonra ağlayacak noktaya gelebiliyorum.
Bazı insanlar yeterince güzel ya da yakışıklı olmadıklarını, insanların kendilerini sevmediğini, hiçbir ortamda istenmediklerini, hayatın her zaman kendileri için tümsekler ve kötü şeyler hazırladığını düşünürler. Hayatın özellikle kendilerine karşı acımasız davrandığına inanırlar. Ben de zaman zaman bunları düşünüyorum. Ama ne olursa olsun bilmeliyiz ki, her şeyi çözmenin bir yolu var. Evrenin işi gücü yok sadece biz kötü olalım diye mi uğraşacak? 7 milyardan fazla insan varken tek biz mi yani?
Bunları anlatmak bile benim için çok yorucu. Başım ağrımaya başladı. Ama bunlardan çeken çok insan var. Şimdi ben iki tane kitap okudum. Biri düşünce bozukluklarını çözmeyi anlatıyor, diğeri öfke problemlerini. O kitapların öneri yazılarını fırsat bulursam yazarım. İkisini de bitiremedim ama güzel kitaplar, bitireceğim. Benim kendim baş etme yöntemim düşünmemek, takmamak demiştim değil mi?
İşte böyle. Kendinize, ilişkinize, aynı evde yaşadığınız kişilere bu illetler yüzünden yazık etmeyin. Unutmayın, düşünceleriniz çarpık düşüncelerse, iç sesin acımasızlığından kaynaklanan saçma düşüncelerse, hissettikleriniz de gerçek değildir. Çünkü hissettikleriniz aslında düşüncelerinizden kaynaklanır. Eğer kötü şeyler düşünüyorsanız, mesela yarın öleceğinizi, ilişkinizin biteceğini, sunumunuzun kötü geçeceğini, işten kovulacağınızı, sınavı kazanamayacağınızı düşünüyorsanız, bu çarpık düşünceler kötü hissetmenize, yanlış şeyler hissetmenize sebep olur. Bunu kendinize yapmayın.
Düşüncelere karşı duyarsızlaşma ve sakinleştirici alma dışında meditasyon ve yoga yapıyorum. Düşüncelere duyarsızlaşmayı öğrendiğim kitabı, meditasyonu nasıl yaptığımı ve yogayı nasıl yaptığımı sonraki yazılarımda uzun uzun anlatacağım inşallah.
Ruh sağlığınızın iyi olduğu günler dilerim hepinize.












