16 Haziran 2018 Cumartesi

Güzel Deneyimler


Kesinlikle dinlemelisiniz Monika - I Do

Çarşamba günü İstanbul'la buluştuk. Mükemmel geçtiiiii. Çok şükür..

Verdiğimiz ara oldukça işe yaramış. İkimiz de olumlu yönde baya değişmişiz. Şimdi ilerisiyle ilgili bir sürü hayal kurduk, planlar yaptık. Perşembe öğlene kadar birlikteydik, zor ayrıldık. Cuma akşamı tekrar buluştuk, o buluşma da güzel geçti. Yani her şeyi yoluna koyduk. Artık sırada birlikte koyduğumuz hedefleri gerçekleştirmek var. :)


Geçen hafta hayatımın en güzel tecrübelerinden birini yaşadım. İlk defa bir yoga stüdyosunda, hocayla ve benden başka 3 kişiyle yoga yaptım. Aslında bir seneden fazladır yoga yaptığım için hiç zorlanmayacağımı düşünerek gittim. Ama işin aslı hiç öyle olmadı.

Bir süredir yoga pratiğimi geliştirmek için stüdyo arıyordum ama görüştüğüm yerler hep 20-30 kişilik sınıflarda pratik yapıyorlardı. Benim amacım kendimi geliştirmek ve hata yaptığım yerlerde hocanın beni düzeltmesiydi. O kadar kalabalık bir sınıfta hoca beni nasıl fark edip düzeltecek ki. Dolayısıyla ilk görüştüğüm, 4-5 kişiyle ders yapan, evime aşırı yakın ve hocası aşırı tatlı yerde karar kıldım. Görüştüğüm yogi beni misafir olarak bir derse katılmam için davet etti. Geçen hafta o derse gittim işte. Tam bir buçuk saat sürdü ve benim için inanılmaz zorlayıcı ve keyifliydi. Pratiğin sonlarına doğru kollarım da bacaklarım da yorgunluktan titriyordu :)) Ders boyunca arkadan sakin bir müzik geliyor, dersin sonuna doğru zaten hava kararıyor, hoca ışığı kısıyor ve mum yakıyor. Kısa bir meditasyondan sonra da pratik bitiyor. O kadar güzeldi ki doğrudan orada başlamaya karar verdim... 

Bu benim için baya yeni ve zorlayıcı aslında. Ben kalabalık ortamlarda pek rahat edemem. Hele tanımadığım insanlar varsa hiç.. O gün resmen güvenli bölgemden çıktım. Enerjimi ve vücudumu hiç tanımadığım kişilerle aynı anda aynı şeye yönlendirdim. Çok heyecanlandım ama pratik sonunda fiziksel olarak baya enerji bıraksam da zihinsel olarak baya güzel enerji topladım. Bence bu zamanla özgüvenimi baya geliştirecek.

***

Bir diğer yenilik de yüksek lisans yapmaya karar vermem oldu. İki üniversitede karar kıldım ve tabi ki ne oldu dersiniz? İkisinin mülakatı aynı güne denk geldi :(. Ben tabi ki en çok istediğim ve öncelikli olan yere gideceğim ama diğerine yetişmek için de elimden geleni yapacağım. Kariyer hedefimi tamamen değiştirdim. Şöyle ki, bir hedef koyup ona ulaşmak için elimden geleni yapacağım ama o hedefe giderken diğer bütün olasılıkları göz ardı etmeyeceğim. Çünkü ben hep bir şey yaparken başka bir fırsatı mı kaçırıyorum diye düşünürken bütün fırsatları kaçıran bir insanım. Dolayısıyla aynı şeyi tekrarlamayacağım. İnş.

***

Geçtiğimiz haftalarda iki kere modern dans dersine katıldım. Yine sınırlarımı zorlamak ve özgüvenimi artırmak için tabi ki. Çok değişik bir deneyimdi. Gerek yerlerde sürünerek, gerekse burnumu önümdeki kişinin kıçında bularak geçti dersler. Diş randevularım yüzünden ikidir gidemesem de, devam ederim diye düşünüyorum.

9 Haziran 2018 Cumartesi

Kendini Unutmamak

Selamm!

Her ne kadar "bu cuma önceki cumalar gibi olmayacak, eve gidip film seyredeceğim" falan dediysem de, kardeşimle iki bölüm Tokyo Ghoul izledikten sonra yine instagrama daldım ve saat 12 oldu. 



Her ne kadar şu ana kadar İstanbul'la aramızdaki sorunları buraya çok yansıtmasam da bu sefer yazacağım. Çünkü nasıl diğer şeyleri yazdıkça insan rahatlıyor, belki aynı şey olur.. İstanbul'la 9 senedir birlikteyiz, 9 senedir birbirimizi çok seviyoruz. Biz birlikte büyüdük, hayatımızdaki her şeyi, mutluluğumuzu, mutsuzluğumuzu, hayallerimizi hep birbirimizle paylaştık. Birbirimizin en yakın arkadaşı olduk. Ama uzun süreli birlikteliklerde de, hele ki bizim gibi küçük yaşlardan beri birlikteyseniz bazı sorunlar olabiliyor. İnsan büyürken değişiyor, o yüzden birbirinizde olan değişiklikleri de anlamanız, öğrenmeniz gerekiyor. Belki de birlikte değişmeniz gerekiyor. İnsanın ilişkisini dengede tutarken aynı zamanda birey olarak kendisini de ayakta tutması, tek başına karar almayı unutmaması gerekiyor. O kadar yıldır her şeyi birlikte yaptığımızdan, ben kendi kendime, yalnızca kendim için karar vermeyi unutmuşum. Aynı şekilde İstanbul'un da kendine zaman ayırmaya ihtiyacı vardı. Her ne kadar birbirimizi çok sevsek de tartışarak çok yıpratmaya başladık. Bu yüzden de ilişkimizin iyiliği için biraz yalnız kalmaya, kafamızı toplamaya, hayattan ne istediğimizi anlamaya karar verdik. İnsan kendisine saygı duymadan, kendisine bir şey katmadan karşısındakine de katamıyor. Tabi bu karar hiç kolay değildi.

Biz ara vermeye karar verdik ama ara verebildik mi emin değilim. :) 3 ay oldu sanırım, zaman tutmadım bilerek. Biraz kendi kendimize programlar yapmaya çalıştık, ailemizle ve arkadaşlarımızla vakit geçirdik. Ama birbirimizi aramadan duramadık.. Neredeyse her gün konuştuk. Bu ara ikimize de baya iyi geldi aslında. Birtakım kararlar verdik. Önümüzdeki hafta da buluşmaya karar verdik. :) Birlikte yeni hayaller kurmanın ve geçen bu zamanda kendimizle ilgili neler keşfettiğimizi birbirimizle paylaşmanın zamanı geldi... İnşallah bu ara iyi gelmiştir bize. Çok heyecanlıyım.

***

Diş tellerim iki gün önce çıktı! Doktorum braketleri çıkardıktan ve dişlerimi temizledikten sonra artık aynaya bakmaya hazırdım. Doktor elime aynayı verdi ama ben bir türlü bakamadım. Ödüm kopuyordu kötü olacak diye. Cesaretimi toplayıp ucundan az bir bakayım dedim, ardından tekrar gözlerimi kapattım. Korktuğum başıma gelmişti ve aşırı farklı görünüyordum. Dişlerim o kadar düzgün ve büyük göründü ki gözüme, kendimi dişlek gibi hissettim. Herkes çok beğendi ama ben kendime hala alışamadım. Evet aşırı düzgün, hatta diş macunu reklamında falan oynayabilirim ama aşırı mutlu değilim yani. Şu an itibariyle tam iki saattir durmaksızın sakız çiğniyorum, 16 aydır ilk defa. Ağzım ağrıdı, ama değdi.

Haa sağlıktan girmişken, sabah jinekolog randevum vardı. Ve polikistik over sendromunun yenilediğini öğrendim. Yani yumurtalıklarımda tekrar kistler çıkmış... İlaca yeniden başlamak zorundayım. Hayatım boyunca sürekli böyle mi olacak acaba?.. Bu kistler hep tekrarlayacak mı? Çok sinirim bozuldu...

6 Haziran 2018 Çarşamba

Teller Çıkıyor!

Şu an diş doktorumdayım. Benden önceki hastanın çıkmasını bekliyorum. Teller çıkıyoooor !
Dinlediğim şarkı I Will Survive - Cake

3 Haziran 2018 Pazar

İş Değişimi, Gereksiz KPSS Süreci, Yeni Kararlar

Yazarken dinlediğim şarkı: Shadow Man - Spencer Day
                                            Layla - Derek & The Dominos

Şu an gerçekten çok keyifliyim, çok heyecanlıyım.

10 aydır bloga girmemişim. Artık kimse yazmıyor ki diye üzülürken bir baktım bazılarınız hala yazıyorsunuz. Yazılarınızı gördükçe o kadar sevindim, hayatınızda olup bitenleri o kadar merak ettim ki. Hepsini okumaya başlamadan önce kendim de yazmak istedim. 

Buraya en son yazdığımda o nefret ettiğim iş yerinde çalışıyordum. O kadar mutsuz ve umutsuzdum ki... Kendi ofisimi açamayacaktım çünkü çevrem yoktu. İyi bir kuruma giremeyecektim çünkü onların istediği özelliklere sahip değildim. Beni köle gibi kullanan hukuk bürolarında çalışmaya devam edecektim. Aile çevremden hukuki danışmanlığa ihtiyacı olan insanlar da arayıp bedava bilgi almaya devam edecekler, "tanıdık" oldukları için danışmanlık ücreti de talep edemeyecektim. Ben de asla yapmayacağım bir şey yaptım, KPSS'ye girmeye karar verdim ve kursa yazıldım. 

Aslında bu kararı Prag, devlet memuru olarak çalışan mühendis bir arkadaşının hayatını anlattıktan sonra birlikte verdik. Hatırlamayanlar için, Prag fakülteden beri arkadaşım ve şu an en yakın arkadaşım diyebilirim. Arkadaşı Karayolları Genel Müdürlüğü'de çalışıyor ve lojmanda kalıyor. Maaşı yeni başladığı seneden itibaren baya yüksekmiş ve lojman da çok güzel bir semtteymiş. Kız çok güzel bir saatte işten çıkıp eve dönebiliyor, giderleri çok az olduğu için harcamalarını başka bir şeye yönlendirebiliyor, kafası rahat. Sonra biz neden böyle bir şeyi hiç düşünmedik ki? diye düşündük birden bire. Tabi çalıştığım yerdeki aşırı mutsuzluğum ve kurtulma çabamın da baya etkisi vardı. Sanki İstanbul'daki bir devlet kurumunda avukat olmak kolaymış, puanları göklerde değilmiş, ben de çalışırken aynı anda sınava hazırlanabilirmişim gibi, dahası bizim devlet kurumlarımız prestijliymiş de kariyer hedefimmiş gibiiiii, gittim kursa yazıldım. 


İlk başta haftasonu derslerine gittiğimden, oraya gelen ve çoğunluğunu kadınların oluşturduğu çalışan kesim de iyi bir profile sahip olduğundan çok kötü hissetmiyordum. Haftaiçi eve gelince konuları çalışıyordum, her hafta Bursa'ya duruşmaya gittiğimden feribot beklerken ya da yoldayken test çözüyordum. Nasıl olsa sınav Nisan sonu Mayıs başı gibi olacaktı. Birkaç aydan ne kaybederdim ki? Üstelik aynı dönem kardeşimin kız arkadaşı (benim de arkadaşım, ismi Milano olsun) ve Prag da kursa devam ediyordu. Her ne kadar onlar haftaiçi akşam grubu olsalar birlikte devam etmemiz beni motive ediyordu. Bu süreç böyle 3 ay, yani 2017 Kasım ayına kadar devam etti..

Kasım ayının başlarında ben iş bakmaya devam ederken İstanbul Barosu'nun ilanları arasında gördüğüm bir ilana başvurdum. Bursa dönüşü ofise geçeceğim saat çok önemli olmadığından oraya iş görüşmesine gittim. İşveren avukat ile görüştük, inanılmaz tatlı bir kadın. Sohbet ettik, enerjimiz çok iyi tuttu. 2-3 gün içinde dönüş yapacaklarını söylediler. Gerçekten de Perşembe sabahı aradılar ve ne zaman başlayabileceğimi sordular. Nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Şansıma o gün patronum ofisteydi ve ofise dönüp hemen işten ayrılmak istediğimi söyleyebilirdim. Çünkü normalde gelmiyordu ve onunla konuşana kadar bile günler geçebilirdi. Ofise dönüp hemen konuştum. Artık diğer avukatla çalışamadığımı söyledim ve hazır çıkıyorken onun ne kadar anlaşması imkansız biri olduğunu, ne kadar hata yapmasına rağmen hep başkalarının üzerine yıktığını anlattım. İçim o kadar rahatladı ki anlatamam. Bana neler çektirdi ruh hastası... Ama patronum bana aşırı iyi davrandı. Çok tatlı karşıladı, nasıl mutluysam öyle yapmamı söyledi, istediğimde ofisin kapılarının her zaman açık olduğunu, geri dönebileceğimi söyledi ve ihbar süremi dahi beklemeden çıkabileceğimi söyledi. Sarıldık ayrıldık. Cuma günü de eşyalarımı almak ve veda etmek için ofise gittim. Ve istersem bir hafta dinlenebilecek olmama rağmen hiç dinlenmeden pazartesi günü yeni ofisime başladım.

Yeni ofisim uzun süredir hayal ettiğim gibiydi. Tam bir kadınlar cumhuriyeti. Gencecik kadınlar koca bir ofisi, özel davaları ve şirket davalarını idare ediyorlardı. Üstelik avukatların icra müdürlüklerinde sürünmesi; hacze, muhafazaya gitmeleri falan yoktu. Benle aynı yaşta iki avukatla çalışıyordum. Bir de bizden 10 yaş bile büyük olmayan işveren avukatımız vardı, o da dünyalar tatlısı zaten. Cidden inanılmaz mutluydum. Ben işe girdikten sonra baya giren çıkanlar oldu ama sonra belirli bir kadro oluşturmayı başardık. Şu an 7 aydır orada çalışıyorum. Mutluyum ama tabi ki her iş yerinde olduğu gibi burada da rahatsız eden bazı detaylar var. Aslında çok rahatsız eden bir detay da var ama şu önemli, insanlar gerçekten çok iyi.. Yani kimse birbirinin kuyusunu kazmaya çalışmıyor. Bu bir iş yerinde o kadar bulunmaz bir nimet kii. Ofis detaylarını başka bir yazıya bırakayım ve devam edeyim.

Ben iş değiştirip KPSS kursuna yakın bir yere geçer geçmez yani Kasım ayının ortasında, hemen kursla görüşüp haftaiçi akşam grubuna geçtim. Yani Prag, Milano ve  Milano'nun en yakın arkadaşı ile aynı sınıftaydım. Dolayısıyla 4'ümüz biraz eğleniyorduk da. Sınavlara girmekte ya da test çözmekte yalnız değildim. Aptalca bir şey yapıyor gibi de hissetmiyordum. Ama bir yandan da, eski hukuk bürosunda kurtulma isteğinin verdiği motivasyon azalmıştı çünkü yeni ofisimdeki ortam o kadar iyiydi ki, böyle yerler de varmış, değişiklik için illa o sınavla memur olmam gerekmiyormuş moduna girdim. Bir de haftaiçi akşam grubu kadrosu tam bir embesil kadroydu. Bizim dışımızdaki herkes iktidar destekçisi, derste bile propaganda yapmaya çalışan tiplerden oluşuyordu. Atatürk'e saygıları yoktu. Hatta bir tanesi 15 Temmuz için basılan 1 TL'lerden 15 tane toplamaya çalışıyordu. Bazı sürtüşmeler yaşadık tabi. Aralık sonunda yeni yılı kutlamakla ilgili de saçma sapan konuştuklarında gerekli cevabı verip Whatsapp grubundan da çıktım. Ama KPSS sürecine bomba gibi düşüp benim motivasyonumu tamamen düşüren asıl şey sınavın Temmuz ayına alınması oldu. Nisan sonunda kurtulacağım süreç yaz sonuna kadar uzamıştı. Bütün çalışma motivasyonum yerle bir oldu. Çalıştıklarımı unutacaktım.Yaz sıcağında KPSS ile zaten uğraşamazdım. Üstelik sınavdan sonraya bıraktığım bir sürü şey vardı. Dil kursu, TOEFL sınavı, yüksek lisans... hepsini sınavdan sonraya bırakmıştım. 

Zaman geçtikçe ilk kayıp Prag oldu. yeni bir tiyatro oyununa başladığı için ders günlerinden birinde zaten provaya gidiyordu, diğer iki güne de yavaştan gelmemeye başladı. Sonra iyi bir kurumda iş de bulunca onun da motivasyonu tamamen kayboldu. Ben kendimi biraz daha zorladım. Önce YDS'ye gireceğim için çalışmam lazım diye 3 hafta falan derse gitmedim. İyice uzaklaştım. Bir yerden sonra da tamamen bıraktım. Kursa emek vermiş olduğumdan sınava da öylesine gireceğim ama hiçbir hedefim ya da beklentim yok. Milano ve onun en yakın arkadaşı meslekleri gereği atanmak istiyorlardı. Haklılar da çünkü onların mezun olduğu bölümde özel sektörde iş bulmak çok zor, aynı zamanda şartlar da çok zorlayıcı. İnşallah iyi bir devlet kurumuna atanabilirler.

Şu an kendime başka hedefler koydum. İnanılmaz güzel ve bana keyif veren şeyler yapmaya başladım. İstanbulumla da her şey yolunda :) Bu arada diş tellerim de 3 gün sonra çıkıyor. Umarım gerçekten yazmaya devam edebilirim de hepsini anlatırım. Ama şimdi sizlerin yazılarını okumak istiyorum. <3

3 Ağustos 2017 Perşembe

Bir Arkadaş Kaybetmek


Hayatımda ilk defa kendi kendime kırıldım. Yani bildiğiniz, kendi kalbimi kendim kırdım. Kendime verdiğim sözleri tutmadım, kendimi küçük düşürdüm, kendimi öfkeli, sinirine hakim olamayan, arkadaşının sahip olduğu şeye özenen bir gerizekalı gibi gösterdim. Hayatımda ilk defa kendi kendime "Bunu bana nasıl yaptın?" diye sordum. Ciddi ciddi üzüldüm, kırıldım ve bu soruyu bir başkasına sorar gibi kendime sordum. Hayatımda ikinci defa insanlara nasıl davranacağını bilmeyen, özgüvensiz bir geri zekalı olduğum için arkadaş kaybettim. Öfkeme yenik düştüm. Whatsapptan gönderdiğim mesajları öyle bir öfke krizi ile yazmıştım ki ellerim titriyordu. Kendime verdiğim sözü tutmadım, durup bir nefes almadım, "haklıyken haksız duruma düşme dur" demedim, nefes bile almadan yazdım... 


Kendime, insanlara nasıl davranmam gerektiği ile ilgili kapsamlı bir not yazmıştım. O notta her şey vardı. Eğer orada yazdığım şeylere uysaydım bunların hiç biri olmayacaktı. Sevgilimle, arkadaşlarımla, ailemle iletişimimde nelere dikkat etmem gerekiyorsa, onları kırmamak için öfkemi nasıl kontrol etmem gerekiyorsa, nasıl bir insan olmak istiyorsam hepsini yazdım...Ve yazdıktan sonraki uygulama sürecinde gerçekten işe yaradı da. Hem sevgilimle hem ailemle iletişimim, dolayısıyla ilişkim düzeldi. Ama New York'la konuşurken kendime engel olamadım. New York, fakülteden hala görüştüğüm dört yakın arkadaşımdan biri. Prag, New York, Roma ve Berlin. Burada çok bahsetmesem de çok yakın arkadaşlarım. Bir whatsapp grubumuz var(dı). Birbirimizden inanılmaz derecede farklı olmamıza rağmen arkadaşlığımız bir şekilde devam etmişti. Önce Prag gruptan çıktı, şimdi de ben. 

Birbirimizden ne kadar farklı olduğumuzu, onların karakterlerini anlattığımda çok daha iyi anlayacaksınız. Aralarında en anlaşamadığım New York'tu. Ara sıra atışırdık, tartışırdık. New York tam bir baltalı ilah. Ne isterseniz hevesinizi kaçırır. Açık sözlüdür, dürüsttür ama kendi fikirlerini doğru olan sandığı için açık sözlülük adı altında bam bam söyler. Karşısındaki insanı o kadar kırar ve o kadar sinirlendirir ki... Prag'ın telefonunda "baltalı ilah" olarak kayıtlı siz düşünün. Ben de tam tersi insanların birbirine karşı aşırı hassas davranması gerektiğini düşünen ama insanlara bazen hiç hassas davranmayarak bütün hatalarını, zayıflıklarını yüzlerine vuran ve bazen öfkesini kontrol edemeyen bir insanım. Doğal olarak New York her zaman yaptığı gibi kendini üstün görerek fikirlerini kabul ettirmeye çalıştığında tepki veriyorum, kırıyorum. Grupta en çok tartışan iki kişi bizdik bu yüzden. Ama arkadaşlığımızı sevdiğimiz için bir şekilde idare ediyorduk. Ama son tartışmada birbirimize öyle şeyler söyledik ki... Burada gerçekten anlatamam....

Çok, çok, çok ayıp ettik. Söylediklerimde haksız mıydım? Asla değildim. Ama söylediğime pişman mıyım? Evet. Ama pişmanlığımın sebebi New York'u çok kırmam değil, kendimi kırmam. Kendime verdiğim sözleri tutmamış olmam. Konuştuk, konuştuk, kızlar da hiç durdurmadı. Muhtemelen sonradan gördüler. Sonra ben tavrımın sebebini açıklayıcı son bir şey yazıp gruptan çıktım. Daha önce de çok tartışmıştık, bir süre konuşmasak iyi olacaktı. Ama asla New York'u tamamen hayatımdan çıkarmayı düşünmemiştim. Aradan birkaç saat geçtikten sonra NY bana upppuzun bir mesaj gönderdi. Ben okuyana kadar da beni engellemiş sanırım. Önce fark etmedim. Ben de uzun bir cevap yazdım. Ama cevabım gitmedi. Beni engellemiş! Sonrasında Prag'dan yazacağım cevaptan çekindiği için engellediğini öğrendim...

Sevgilisine yazar gibi uzun bir mesaj, sonra da çocuk gibi engel... Yazdığı onca kırıcı şeyin hepsinin arkasında. Ben siniri geçince engeli açacak diye beklerken aradan birkaç gün geçtikten sonra instagramdan da sildiğini gördüm. Ne tartışırken, ne sonrasında, ne uzun mesajı okuyunca ne de beni engellediğini anladığımda hiç ağlamamıştım. Ama instagramdan da silince bir arkadaşımı kaybettiğimi tam anlamıyla idrak ettim. Çünkü günler geçmişti ve artık sinirle değil bilinçli bir şekilde karar veriyordu. Ve o bilinçle beni hayatında kesinlikle istemiyordu. Bana artık görüşmek istemediğini söylese ısrar edip zorla yazacak halim yoktu ya...Sadece söylese yeterdi. Ama o beni hayatında o kadar istemiyordu ki, iyi ya da kötü hiçbir şey yazmamı istemiyordu ve bunun önünü tamamen kapattı. Yazmamı bırakın beni görmeyi dahi istemiyordu, bu yüzden instagramdan da sildi. Yani tekrar tekrar kendime söylemekten yoruldum ama 7 senelik arkadaşım benimle ilgili her şeyi hayatından çıkarmaya karar verdi...Ben bir insanın hayatında böyle bir şey yaptım. Bu kadar kötü bir insan mıyım ben? Neden kendime verdiğim sözleri tutmadım? Kendi kendimi hayal kırıklığına uğrattım. Hem de çok kötü bir şekilde. Çok kötü bir sonuçla. Herhangi bir sınavdan kalmak, biriyle tartışmak, işten ayrılmak ya da çıkarılmak, düşmek, günlük hayatta yaşayabileceğim herhangi bir aksilik değil. Arkadaşımı kaybettim. Ve buna kendim sebep oldum...

23 Temmuz 2017 Pazar

Tel Taktırmaktan Korkma! Porselen Braketlerimle 5. Aya Girdik

18 Mart 2017'de taktırmış olduğum porselen braketlerimle 4. ayımı bitirdim. Tel taktırmak isteyip de cesaret edemeyenlere, porselen braket taktırmayı düşünüp de internette yazılan "sararıyor, iğrenç oluyor" tarzı gerçek dışı yorumlardan korkup taktıramayanlara özel bir yazı olsun bu.

Arkadaşlar öncelikle, 4. ayımı bitirmeme rağmen tel tedavisi bittiğinde üzülen, tellerini çok seven ve çıkarmak istemeyen insanları hala anlayamadığımı söylemek istiyorum. Her ne kadar ısrarla "TEL TAKTIRMAKTAN KORKMA" desem de, kolay bir süreç olmadığını ama alışılabilir bir süreç olduğunu söylemeliyim.


Ben tel taktırmadan önce çok korkmuş ve çekinmiştim. 25 yaşındayım, mesleğe yeni başladım, sevgilim var, arkadaş çevrem var... Ya kötü görünürse, özgüvenimi kaybedersem, duruşmalarda konuşurken herkes ağzıma bakarsa diye korktuğumdan metal tel taktırmayı aklımdan bile geçirmedim. İyi ki de geçirmemişim. Porselen tellerin benim durumumda metal telden aşağı kalır bir yanı yok. Bir sürü doktor araştırdıktan, birden fazla ortodontistle görüştükten ve muayene olduktan sonra mükemmel bir doktor buldum ve tedavime başladık.  İlk günlerde katı yemek yiyemeyeceğim kadar fazla ağrım oldu.  Bu ağrı biraz çürük ağrısına benziyor, ısıramıyorsunuz çünkü diş zonkluyor. Sürekli çorba içiyordum, haşlanmış patatesi bile dikkatli yiyordum. Ama iki hafta sonra normal düzenime döndüm. Ayda bir teli sıktıkça tedavi günü biraz ağrı olabiliyor ama ertesi gün yine azalıyor. Tel tedavisinde bence en zoru şu; dişler sürekli olarak ağrımıyor ama her gün tel tarafından zorlandıklarından ve siz gözle görmeseniz de hareket ettiklerinden, ağrı günler geçtikçe yer değiştirerek sürekli devam ediyor. Ama bir besini ısırdığınızda ya da dilinizle dişlerinizi kontrol ettiğinizde hissettiğiniz bir ağrı bu. Yani durduğunuz yerde ağrı yok. Bu nedenle kesinlikle katlanılabilir olduğunu söyleyebilirim. Bir süre sonra sizin bir parçanız oluyor ve hiç ağrı hissetmemeye başlıyorsunuz. Normal hayatınıza devam ediyorsunuz.

Benim dişlerimdeki çarpıklık türü dolayısıyla önce üst dişlerime tel takıldı, iki seans sonra alt dişlerime takıldı. Nedense alt dişlerime tel takıldıktan sonra belli belirsiz bir pelteklik oldu. Sevdiklerim saolsunlar küçük şakalarla bana destek olarak bu dönemi üzülmeden atlatmamı sağladılar ve bir ay sonra pelteklik tamamen kayboldu. Ama bu çoğu insanda olmuyor, hatta doktorum baya şaşırdı. O yüzden büyük ihtimalle sizde de olmayacak. Bu arada tedavinizin süresi de tamamen dişlerinizin ve çenenizin problemi ile alakalı olarak değişiyor. Benim problemim 1-1.5 senede düzelebilir bir problemken kuzenim 4 yıl tel taktı. Sizin tedavinizin ne kadar süreceğini doktorunuz muayene ettikten sonra tahminen söyleyebiliyor.

Tedaviye başlamadan önce diş temizliği yaptırmanız gerekiyor. Yirmilik dişleriniz eğer tedavi için gerekliyse çekiliyor, gerekli değilse yirmiliklerinizin durumuna göre karar vermeniz gerekiyor. Benim durumumda ortodontik tedavimi etkilemedikleri için çekilmeleri zorunlu değildi ama çürümeye başladıkları için doktorum çekilmelerini önerdi. Birini çektirdim ama tellerin ağrısıyla yemek yemenin ne kadar zor olduğunu fark edince diğerlerini tedavi bittikten sonra çektirmeye karar verdim. Çünkü ağrınız artınca yemeği sadece yirmilikleriniz yardımıyla ısırabiliyorsunuz. Ama sizin tedaviniz için çenenizde yer açılması gerekiyorsa hem yirmilikleri hem de sağlıklı 2-4 dişinizi çekmeleri gerekebilir. Tamamen kişinin durumuna göre değişiyor.

Sizleri rahatsız etmemek adına bulabildiğim en estetik fotoğrafları buldum. İlk fotoğrafta metal braketler var.


Aşağıda da, benimkilerin ilk takıldığında nasıl göründüğünü görebilirsiniz.


Ortasından geçen tel metal olduğundan belli oluyor tabi ki...Telleri ilk taktırdığımda görüntü aynen yukarıdaki gibiydi. Seanslar ilerledikçe ortadan geçen tel çok az kalınlaşıyor. Gördüğünüz porselen -seramik de deniyor- her bir braketin etrafından küçücük bir lastik geçiyor. O lastikler ortadan geçen teli zorlayarak dişlerin hareket etmesini sağlıyor, yani baya önemli. Ama lastiklerin kötü tarafı çay, kahve, sigara, şarap, köri sosu gibi renk veren ürünlerden oldukça fazla etkileniyor ve sararıyor olması. Ben ilk ay bu sararmayı yaşamamak için hiç çay, kahve, şarap vs. içmedim, yediğim besinlere bile dikkat ettim. O lastikler her seansta yani yaklaşık ayda bir yenileniyor ve tertemiz lastikler takılıyor. Çok fazla çay-kahve-sigara tüketmediğiniz sürece lastikleriniz sararsa da braketleriniz kolay kolay sararmıyor. Ama lastikler sarardığı zaman braketi de dişi de sarı gösteriyor. Peki ben buna nasıl çözüm buldum? Bir sene boyunca kahve içmeyecek halim yoktu tabi ki. Dişlerin hareket etme süreci hızlansın diye ikinci randevumuzda doktorum lastik telleri çıkarıp, beraketlerin etrafını incecik metal bir telle çevirdi. Yani ince metal lastik gibi düşünün. İnce teller ortadan geçen teli lastiğe göre daha çok zorladığı için diş tedavisi daha kısa sürüyor. Görüntü olarak lastiğe göre bir tık daha fazla belli olsa da çok yakın durmadığınız sürece belli olmuyor. Üstelik sararmadıkları için de çayınızı kahvenizi -abartmamak şartıyla- içebiliyorsunuz. Ben doktorumdan hem kahve içebilmek hem de tedavi süresini kısaltmak adına bundan sonra bütün braketlere lastik değil ince tel geçirmesini rica ettim. Artık her seansta o telleri daha da sıkıp ağrıları göze alarak tedavimi hızlandırabiliyorum. Dolayısıyla sararma sorununu da çözmüş oluyorum. Peki sadece az kahve içmek yetiyor mu?

Tabi ki dişlerin temizliğine özen göstermek çok çok önemli. Öncelikle, ortodontik diş fırçası alıyorsunuz. Ben doktorumun önerisiyle, hem evde durması hem de yanımda taşıyabilmem için iki tane Curaprox Ortho diş fırçası aldım. Öyle pahalı da değil 22 TL'ydi. Aşağıdaki resme bakarsak;

Özellikle "Ortho" olanını almak önemli çünkü resimde de gördüğünüz üzere fırçasının ortasındaki kıllar daha kısa, dolayısıyla hafif bir boşluk oluşuyor ve tel kısmı oraya denk geliyor. 45 derecelik açıyla tel dışında kalan kısımları da düzgünce fırçalayabiliyoruz. He normal fırçayla fırçalanmaz mı? Tabi ki fırçalanır. Ama braketleri zorlamamak açısından yumuşak kıllı bir fırça alın.

Dişleri hem sabah hem akşam kesinlikle fırçalamanız gerektiğini söylememe gerek yoktur heralde. Bunun dışında gün içinde de kesinlikle bir kere fırçalamanız gerekiyor. Zaten yemek yedikten sonra braketlere takılmış olan besinler olabildiği için, bazen bir kaşık bir şey yediniz diye diş fırçalamak zorunda kalabiliyorsunuz. Benim rekorum şu an günde en az 2, en fazla 5 kere. Diş macununa gelirsek, metal braket kullanıyorsanız çok önemli olduğunu düşünmüyorum. Ama diş etlerine iyi gelen bir macun tercih etmenizi öneririm. Çünkü doktorumun dediğine göre dişler yeterince temizlenmezse diş eti çekilmesi olabiliyormuş ve diş etleri iltihaplanabiliyormuş. O yüzden temizlik çok önemli. Bu tel taktırsak da taktırmasak da böyle. Bu yüzden temizliği diş etlerine iyi gelen bir macunla da destekleyebilirsiniz. Ama ben şu ana kadar hiiiç böyle bir problem yaşamadım. Korkulacak bir şey yok. 

Porselen braket kullananlar için ise; ben devamlı olarak beyazlatıcı diş macunu kullanıyorum. Doktorum bunun çok fark yaratmayacağını söyleyip Listerine'in beyaz şişeli olan beyazlatıcı gargarasını kullanmamı önerdi. Ama ben beyazlatıcı gargara işe yarayabiliyorsa beyazlatıcı diş macununun da az da olsa etkisi olur mantığıyla şu ana kadar hep beyazlatıcı diş macunu ile beyazlatıcı gargarayı birlikte kullandım. Açıkçası braketlerimin rengi gayet güzel, sararma yok. O yüzden böyle devam edeceğim. Tecrübelerimden yola çıkarak Sensodyne True White baya iyi. Şu an Colgate'in kırmızı tüplü Optik Beyaz olanını kullanıyorum ama çok iyi olduğunu söyleyemem. Sıradaki denemem Signal White Now olacak bakalım o nasıl... 

Ortodontik tedavi devam ederken, dişlerinizin üzerinden tel geçtiği için ortodontik diş fırçalarının bile erişemediği yerler oluyor. Onun için de arayüz fırçası var. Mümkünse her gün yatmadan braketlerin arasını temizlememiz gerekiyor. Değişik ölçülerde olan ara yüz fırçaları var ama ortodontik tedavide 0.5 mm - 1.5 mm arası uygun oluyor sanırım. Yani şöyle bir şey, markası önemli değil, ben eczanede aşağıdaki G.U.M markasını bulduğum için bundan almıştım;



Dışarı çıkarken çantamda her zaman ortodontik diş fırçam, küçük ara yüz fırçam ve küçük boy bir diş macunu kesinlikle oluyor. Bir de ayna tabi ki. :D Dışarıda yemek yedikten sonra telefonda bir şeye gülüyor gibi yapıp ön kameraya pişmiş kelle gibi sırıtıyorum. :D

Metal braket mi porselen braket mi derseniz, metal braketler dişe daha güçlü bir şekilde tutunuyor. Mesela benim alt arka dişlerimden birinden (Çok şükür alt arka :D), dişimin şekli dolayısıyla braket sürekli kopuyordu. Tel tuttuğu için braket düşmüyor, dişin üzerinde duruyor ama yine de o diş açısından zorlanma olmadığından geri yapıştırana kadar tedavi devam etmiyordu, mecburen metal braket taktık ve metal asla düşmedi. Tabi metal braketler daha güçlü olduğundan dişi daha fazla zorluyor ve tedavi süreniz metal braket ile daha kısa oluyor. Mesela ben metal braket takarsam tedavi sürem 12-15 ay arası, porselen braket takarsam tedavi sürem 15-18 ay arası olacaktı. Ben bu fedakarlığı yaptım. Sizin tamamen kendi tercihiniz. 

Ben porselen braketi seçiyorum. Ama henüz okulunuz devam ediyorsa, karşı cinsin ya da arkadaşlarınızın sizi yargılayacağından korkmayacak kadar özgüvenli tatlış bir insansanız kesinlikle metal tel taktırın. Çünkü hem bakımı daha kolay, hem tedavi süresi daha kısa, hem tedavi daha ucuz. Ama ben yaşım ve mesleğim dolayısıyla metal braket tercih etmedim. Zerre kadar da pişman değilim. :D Bu arada porselen braket düşünüyorsanız illa ki "lingual tedavi" ve invisalign" ile karşılaşmışsınızdır. "Lingual tedavi" dediğiniz metal braketlerin dişlerin ön kısmına değil arka kısmına takıldığı tedavi. Dili yara yapması, konuşmada peltekliğe sebep olması ve aşırı pahalı olması sebepleriyle pek tercih edilmiyor. Yanlış hatırlamıyorsam 15-20 bin civarındaydı. "Invisalign" da diş tedavisi bittikten sonra gece yatarken dişlerinize takmanız için verilen şeffaf plaklara benzer plaklarla yapılan bir tedavi. Ama o plaklardan çok daha farklı. Siz invisalign ile tedavi olmaya karar verirseniz o plakları günün en az 18 saati takmanız gerekiyor. Dişlerinizin düzelme evresine göre sizin için onlarca plak özel bir cihaz ile üretiliyor ve birkaç ayda bir yeni plağa geçiyorsunuz. Tedavi ücreti 20-25 bin arasında değişiyor. Siz de benim gibi tel taktırmaktan korkup, olmadı lingual ya da invisalign taktırırım diyorsanız bilginiz olsun diye bunu da belirtmek istedim. Lingual şu;


Invisalign da şu;



Doktorumun kliniği Osmanbey/Şişli'de çok güzel bir klinik. 4 ay önce ben gittiğimde metal braketlerle tedavi ücreti 5000 TL, porselen braketlerle tedavi ücreti 6000 TL'di.  Malzeme ücreti, işlemin yapılması, her ay gittiğiniz kontroller ve tedavi sonrası yapılması gereken işlemlerin tamamı bu ücretin içinde. İster kredi kartıyla ister nakit ödeyebiliyorsunuz. Hatta nakit ödemede o kadar anlayışlı ve tatlı davranıyor ki, benim ödememi toplamda 12 aya böldü, paranız yetişmezse sonraki ay tamamlayabiliyorsunuz... Anlayacağınız dünya tatlısı, gözüm kapalı öneririm. 

Ben kişisel blog yazıyorum, sadece kendi tecrübelerimi aktarıyorum. Bu bir reklam yazısı kesinlikle değil...Kendisinin benim blogumdan ve kendisini önerdiğimden bile haberi yok :D Ama tedaviye başlamak isteyenler için araştırabilmeleri adına doktorumun ismi Dr. Tuygun Gençoğlan. Tel tedavisine karar verme sürecinin ne kadar korkutucu olduğunu ve güvenilir birini bulmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Bu arada, doktor arayışında kendisine muayene olup diş ve çene yapınıza göre tedavinin ne kadar süreceğini ve ne kadara mal olacağını kendisinden öğrenebilirsiniz. Bu ilk muayenemde benden hiç bir ücret talep etmemişlerdi. Ama doktor ararken gittiğim doktorlardan muayene ücreti isteyenler olmuştu. O yüzden diğer doktorlardan randevu alırken "Ortodontik tedaviye başlamak istediğimden bilgi almak için muayeneye gelmek istiyorum ama ücreti nedir?" diye kesinlikle sorun. Bana 50 TL diyen de 200 TL diyen de olmuştu...En kötüsü de siz sormadan söylemiyorlar. Düşünsenize 5 dklık muayene sonunda 200 TL istediklerini...

Benim 4 aylık porselen braket maceram şimdilik bu şekilde devam ediyor... Umarım yazı ile tedaviye başlamak isteyenlere yardımcı olabilmişimdir... Eğer sorularınız varsa aşağıda yorum bölümünden ya da strawberryy.fieldss@gmail.com adresimden sorabilirsiniz. Seve seve cevaplarım. Mutlu günler...

2 Temmuz 2017 Pazar

Bu Kadar Acımasız Olmasanız...

Gün geçmiyor ki ofisimizde bir saçmalık daha yaşanmasın. 7 aydır birlikte çalıştığım bir iş arkadaşım öyle büyük bir haksızlığa uğradı, o kadar hakaret işiterek işten çıktı ki.. Bir de patronum utanmadan yaptığı haksızlığı ve mobbingi saklamaya çalışarak işten ayrılan arkadaşımı zamansızca işi bırakmakla suçladı...

Sıkmamak için olayın ayrıntılarını anlatmayacağım ama ben gerçekten korkarak çalışmaya başladım. Çünkü anladım ki bu ofiste insan olarak bir değerimiz yok. Para verdiği için zamanından ve emeğinden çok daha fazlasını satın alabileceğini düşünen bir insan var karşımda. Yalnızca bir akşam yemeğinde harcayacağı miktarda parayı çok gördüğü için, mesleğine yeni adım atmış gencecik bir kızcağıza etmediği hakaret kalmadı. Ve kızın zerre kadar suçu yoktu. Bu kadar harcanabilir olduğumuza inanamıyorum. Ve bunu gördüğümden beri çok daha huzursuz ve korkarak çalışıyorum.


Olaydan kısa bir süre sonra, zam talebimi kabul etmeyen patronum bana neredeyse maaşım kadar bir ikramiye verdi. Önce çok sevindim, kendimi işime daha da çok verdim. İnsan maddi olarak tatmin olduğu zaman işini çok daha iyi yapıyormuş onu anladım. Aradan çok az zaman geçtikten sonra işler yoğunlaşmaya başladı. Bir müvekkilin ödenmeyen çeklerini takibe koyup hacizlere gidilmesi ve muhafaza yapılması gerekiyordu. O müvekkilin dosyaları da genellikle bende olduğundan hepsini bana verdiler. Kendimi bir anda AVM mağazalarında akşam 9 lara kadar haciz yaparken, Gebze Organize Sanayi Bölgesinde gece 10 da borçlunun deposundan mal kaldırırken, yeddiemin deposunda muhafaza fiyatı için pazarlık yaparken buldum. Ben çıtı pıtı işine gücüne gayet bakımlı giden bir kızcağızım. Öyle erkek fatma tipli de değilim ki. Nakliyeciler hamallar dönüp dönüp bakıyor. Aralarına girip depolanan malları bile kontrol edemiyorum. Bu arada da aldığım ikramiye sebebiyle asla gece 11'de eve dönmeye dahi ses çıkarmadan çalışmam gerektiğini, hakkını vermem gerektiğini düşünüyordum. Sonra birden kölelik sistemine geçiş yaptığımı fark ettim.

Ben zaten zammı ya da zam yerine (!)  verilen ikramiyeyi hak edecek kadar çok çalışıyordum. Düşüncesizce beni gecenin körlerine kadar organize sanayi bölgesine hacizlere gönderen patronum bana para verdi diye normalden fazla çalıştırıyordu ve ben asla sesimi çıkarmıyordum. Dayanamadım tabi ki. Ertesi gün müvekkillerin benden çok memnun olduğunu söyledi. Ama ben teşekkür ettikten hemen sonra beni bir daha muhafazaya göndermemesini rica ettim. Durumu söyledim. Bu sefer de beni bir daha oralara yalnız göndermeyeceğini söyledi. Ama ben yalnız gitmek değil, hiç gitmek istemiyorum. Bu isteğimi tekrar edemedim tabi ki.

Toefl çalışıyorum. Banka sınavlarına girip kurum avukatı olmayı düşünüyorum. Düzenli maaş, düzenli zam, masa başı iş, sosyal güvenceler... Mesleğe asla böyle başlamamıştım. Ama hayat kısa. Ve şu an tek istediğim para kazanmak, İstanbul'la yaşamak ve dünyayı gezmek. Sonra da ölüp gideceğiz zaten. Evet dünyaya bir şeyler bırakmak çok değerli olurdu. Ben de çok isterdim. Ama bazı insanlar dünyaya bir şeyler bırakır. Hayat onları o yola sokar. Belki ben de bırakacağım bilinmez. Ama şu an paraya ihtiyacım var. :D

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...