13 Ocak 2019 Pazar

Günde 2 Litreden Fazla Su İçme Challengem




Tam daha sağlıklı ve mutlu olmakla ilgili yazıyorken hasta olmam biraz ironik olsa da, kış aylarında gripten kaçış yok. Benim için yıpratıcı olan aslında hastalıktan çok, sınav döneminin ortasında hasta olmak. Şuan da ders çalışıyor olmam gerekiyor mesela. Ama hani derler ya vücudum kırılıyor diye, işte öyle bir durumdayım. Çok şükür bana çok iyi gelen bir soğuk algınlığı ilacım var da boğaz ağrım hemen geçiyor.

Önceki yazımda daha sağlıklı yaşamak ve daha iyi olmak için bazı kararlar verdiğimi yazmıştım. Aşırı basit şeyler gibi görünse de bana faydası çok büyük olan şeyler. Uygulamaya ilk başlayacağım şey su içmek. Normal bir insanın içmesi gereken su miktarı kilosuna ve aktivitesine göre değişse de, büyük bir çoğunluk için geçerli olan miktar günde 2 litre. Dolayısıyla ben de bu hedefle başlıyorum. Normalde günde 1 lt suyu bile zor içen biri olarak beni biraz zorlayabilir ama yapacağım.

Suyun faydalarını burada sayacak değilim. Ancak kendi açımdan asıl önemli nedeni, yeterli su içtiğimde zihnimin sakinleşmesi, berraklaşması ve anksiyete seviyemin azalması. Bu nasıl oluyor bilmiyorum ama anksiyete düzeyimin oldukça yüksek olduğu bir dönemde, sanki vücudumu ve beynimi temizleyecekmiş gibi bardak bardak su içmeye başlamıştım. Gerçek bir sonuç muydu yoksa psikolojik miydi bilmiyorum ama baya faydasını görmüştüm. Bunun dışında az su içtiğim zaman inanılmaz bir baş ağrısı yaşadığımdan, aspirin alır gibi su içtiğimden vücuduma ne kadar iyi geldiğini fark edip içmediğim her gün kendime kızmaya devam ettim.

Kendimi tedavi etmek zorundayım. Çünkü hiç ama hiç memnun değilim halimden. Saymam gerekirse;

Psikopat insanlar gibi parmaklarımı sürekli yara yapıyorum. Dudaklarımı yediğimden ruh hastası gibi görünüyorum. Her yerimi yara yaptığım için canım yanıyor. Hem parmaklarımla oynamamdan hem de yeterli su içmememden dolayı tırnaklarım güçsüzleşti ve iğrenç bir şekilde kırılıyor. Cildim ve dudaklarım çok kuru. Vücudumun her yerinden bir problem pörtlüyor. Yüksek amilaz seviyeme mi, polikistik kistlerime mi, stresten ve sağlıksız yaşam tarzından oluşan yaralarıma mı, her an uyuyabilecekmiş gibi yorgun olmama mı kızayım? Bir insan her gün geç yatar mı? Her gün 45 dk saatini erteleyip deliksiz uyuyabileceği bir 45 dkdan mahrum kalır mı? Her gün işe geç kalır mı? Artık eşyalarımın ve kendimin dağınıklığından her günümü şansa geçiriyormuş gibi hissediyorum.

Bir yandan da tüm bunları düşünmek çok yorucu. Su mu içeyim, spor mu yapayım, her gün krem mi süreyim, sağlıklı mı besleneyim, uyuyayım mı, psikolojim ile mi uğraşayım, yoksa kariyer mi yapayım? Yani sürekli bir şeyler yapmak zorunda olmak çok yorucu değil mi? 

Aslında yapmamız gereken bunları ek yükümlülükler gibi yerine getirmek yerine hayatımızın içine sokmak sanırım. Yani 2 lt su içmek için challenge yapmamalıyım. O benim normalim olmalı. Ben normalde zaten parmakları sağlıklı bir insan olmalıyım ki, gün içinde sürekli Madecassol sürmek zorunda kalmayayım. O yüzden de, 2019 yılını kendim için sağlık ve farkındalık yılı ilan ediyorum. Her ne kadar Ocak ayının yarısına gelsek de fark etmez. Bugün pazar. Yarın hafta başı olduğundan tam challenge başlatma zamanı bence. Şimdi ilk hedefim, yarından itibaren başlayacağım ilk aylık challengem, günde 2 litreden fazla su içmek olacak. Aslında gece en geç 12 de yatmak ya da günde 7 saat uyumak gibi bir hedef de koymam lazım ama dur bakalım ona da başlarım zamanla.

Günde 2 litreden fazla su içerken de psikolojimde, vücudumda, cildimde olan değişiklikleri sizinle de paylaşıyor olacağım. 13 Şubat'a kadar sürecek. Ama amacım 13 Şubat'a kadar böyle bir şey yapıp bitirmek değil, o tarihe kadar bu alışkanlığı hayatıma dahil edebilmek. Sonrasında da aynı şekilde devam edebilmek.

Bakalım nasıl geçecek... Hepinize iyi haftalar dilerim :)

7 Ocak 2019 Pazartesi

Güzel Kararlar

Güzel bir şeylere başlamaya karar vermek insanı aşırı mutlu ve motive ediyor. Bu hafta, bana inanılmaz iyi hissettiren şeyler yaptım. Ve bu şeyler o kadar küçük şeyler ki aslında.. Ama verdiği mutluluk çok büyük. O kadar uzun zamandır eve yürürken yüzümde gülümseme yoktu ki, o iç huzuru o kadar özlemişim ki.

İki haftadır haftasonunu İstanbul'da geçiriyorum ve gerçekten dinlenmiş hissediyorum. Bu haftasonu da, bir sürü filtre kahve ve yüksek lisans sınavlarımıza çalışmayla geçse de, onun yanında aşırı keyifli çalıştım. Yıllar sonra hala bu kadar aşık olmak çok güzel.

Öncelikle, uzun vadeli kararlar verdim ve bence uygulaması keyifli olacak. Olacak çünkü uyguladıkça iyileştiğime tanık olacağım. Öyle inanıyorum. İşte böyle anlarda hayat çok ama çok keyifli geliyor. Bu arada kardeşimle barıştığımızı söylemiş miydim?



Blogları gezerken Sakura’nın blogunda mektuplaşma etkinliğini gördüm. Çocukluğumdan beri en sevdiğim şeylerden biri mektuplaşmak. Yazı yazayım, kırtasiye malzemeleri, kağıtlar, zarflar, kalemler alayım… Mektup arkadaşı bulmanın bir yolu varmış meğer. Instagramda mektup arkadaşı olanlar veya mektup arkadaşı arayanlar #penpal etiketiyle paylaşım yapıyormuş. Paylaşım yapanlardan yaş olarak yakın olan birkaç kişiye dm attım. İkisi Amerika’da biri İspanya’da yaşayan üç kadın geri dönüş yaptı. Ve görseniz o mektup zarfları o kadar renkli, o kadar süslü ve güzel ki… Ayrıca yazanlardan biri de benim gibi kırtasiye malzemelerini ve animeleri çok seviyormuş. Mektup gönderimi yaparken kırtasiye malzemeleriyle hediyeleşme de yapıyormuş. Yani artık dünyanın farklı yerlerinden 3 tane mektup arkadaşım var ve bu beni inanılmaz mutlu ediyor. Geçen gün eve dönerken Galata Kulesi’nin dibinde turistler için hediyelik eşya satan ve benim gibi Galata’da doğup büyümüş amcadan 5 tane çookk güzel kartpostal aldım. Ama kalın ve kaliteli kartlar satar he öyle dandik kartpostallardan değil. Resimler de aşağıda. Üçü mektup arkadaşlarım için. Kış temalı ve tramvaylı olan bana çocukluğumu, İstiklal’in güzel zamanlarını hatırlattığından kendim için aldım.




Bu penpal olayına siz de katılmak istiyorsanız sevgili blogger Sakura’nın yazısının linkini bırakıyorum.

https://sakuramevsimi.blogspot.com/2018/12/mektup-arkadasligi-nedir-mektup.html

Bugünlerde beni heyecanlandıran diğer küçük detay ipadim için klavye bulmuş olmam. Okulda yazarak not almak çok zor çünkü hocalar çok hızlı anlatıyor. Ayrıca klavye ile yazmaya o kadar alıştık ki ellerim baya ağrıyor. Günlüğümü bile artık bilgisayarda mı tutsam diye düşünüp sonra vazgeçiyorum. Bari o alışkanlığım güzel defterler ve kalemlerle devam etsin. Ipadde blog yazarken, uzun bir mail atarken veya çalışırken kullanmak için klavye arayışına girdim. Önüme sadece Logitech’in aşırı kaliteli ve pahalı klavyeleri çıktı. Ipad kılıflı, kılıfın önünde klavye var. En ucuzu 250 en pahalısı 800 küsür. En son gözümü karartmış alacaktım ki, arkadaşlarımdan birinin instagram storysinde ipad ve ayrı küçük bir klavye gördüm. Direk sordum tabi. Meğer Mumuso’dan yalnızca 45 TL’ye almış, o zaman indirimdeymiş ama olsun. Şu an 80 TL. Küçük, telefon dahil bluetoothu olan her şeye uyan bir klavye. Miniso’da da benzeri var. Benim gibi arayışta olan biri varsa bir göz atabilir. Benim klavyem henüz gelmedi, daha dün sipariş verdim ama arkadaşım baya memnun olduğunu söyledi. Klavye gelince yine paylaşırım.

Aldığım uzun vadeli kararlar daha çok sağlığımı düzeltip, anksiyetemi azaltmak ve hayat kalitemi yükseltmekle alakalı. İlerleyen günlerde daha detaylı paylaşacağım ama özet olarak günde vücudumun ihtiyacı olduğu kadar uyumak, ihtiyacım kadar su içmek, vitamin ve probiyotikleri aksatmamak, farkındalık meditasyonunu hayatıma tamamen uygulamak, yogayı asla aksatmamak, bütçe yapmak konularında ciddi ilerleme kaydedeceğim. Şimdi bunlar size çok basit gelebilir ama detaylı olarak açıkladığımda eminim siz de dikkat etmeye başlayacaksınız. :)

Herkese iyi haftalar.

30 Aralık 2018 Pazar

2019 Hedeflerim

Eskiden beri takip eden arkadaşlarım hatırlar belki, ben her eylül ayında liste yapardım. Yeni yıl benim için eylülden başlardı. Yılım nasıl geçmiş, hangi kararlarımı gerçekleştirebilmişim, ne hedefler koymuşum gözden geçirirdim. Ama bu sene yapmadım. Okul hayatının, benim yeni yılımı eylülde başlatmasının etkileri yavaştan bitti sanırım. Artık ben de geçtiğimiz yılı sorgulamaya ve yeni yıl için yeni kararlar almaya aralık ayında başlıyorum. En azından bu yıl böyle oldu.

Aslında bu yıl hem çok fazla şey gerçekleşti, hem de istediğim bir sürü şey gerçekleşmedi. 2018 o kadar dolu dolu, o kadar güzel, o kadar yorucu ve stresli bir yıldı ki… Gerçekten artık bitmesini istiyorum. Ciddi anlamda yoruldum ve kendimi toparlamaya çok ihtiyacım var. İnsanın kendini toparlaması için yeni bir yıla mı girmesi gerekiyor? Tabi ki hayır. Sadece karar vermesi teorik olarak yeterli olmalı ama aslında bir araştırma göstermiş ki insanların yeni yıl için verdiği kararlar yıl ortasında verilen kararlara göre 10 kat daha fazla uygulanıyormuş. Sanırım yeni ve temiz bir sayfa açma hissiyatından dolayı böyle.



Peki, bakalım ben 2018’de nelerin gerçekleşmesini istemişim, neleri gerçekleştirebilmişim…

Sevgilimle 1 yeni ülke, 1 yeni şehir görmek -
Yapamadık. 2013 yılından beri her yıl kesinlikle yeni bir şehir, 2015 yılından beri ise yeni bir ülke görme kararımızı her yıl gerçekleştirmiştik. Ama 2018 yılında hiçbir yere gidemedik. İkimiz de yüksek lisansa başladık, ona para ayırdık. İstanbul bedelli askerlik için para yatırdı.. derken tatile para kalmadı. Bunun yanı sıra ikimizin de ailelerimizden ayrı yaşama kararlarımız vardı, onun için de para biriktirmek istedik…

Yüksek lisansa başlamak +
Bunu başardım. Hem de çok çok iyi bir okulda.
Hep kendi ofisimi açarım, serbest avukatlık yaparım diye düşünmüştüm ama ne insanların beleşçiliği ne de piyasanın açlığı buna izin verdi… İnsanlarla uğraşmanın ne kadar zor ve gereksiz olduğunu fark edince beyaz yakalı olmaya karar verdim. İyi bir şirkete girip hukuk departmanının başına geçmek, hem bir sürü insanı istihdam eden hem de ülke ekonomisine katkı sağlayan bir yapıya katkı sağlamak daha mantıklı geldi. Yüksek lisans olmadan da iyi bir kuruma giremezdim. Şu an güneş enerjisi panelleri üreten ve enerji santralleri kuran bir şirketin hukuk müşavirlerinden biriyim ve mutluyum açıkçası. Nasıl devam edeceğini bilmesem de en azından bir seçim yaptığım için mutluyum.

Toefl için çalışmaya başlamak, kursa yazılmak -
Bu biraz karışık açıkçası. Kardeşimin ielts için ders aldığı bir kurs vardı Oxford Street diye. Mecidiyeköy şubesinde güya Kanadalı bir adamdan speaking ve writing dersi almıştı, puanı da iyi geldi. Ama fiyatı fazla uygundu. Meğer o kursun değil, benim kardeşimin başarısıymış. Kurs hayatımda gördüğüm en dandik kurs. Sadece speaking dersine gittim, toefl için o dandik yere gidemem. British Side’a para bayılırım daha iyi.

Bir yoga stüdyosuna devamlı olarak gidip kendimi geliştirmek -
Bir yoga stüdyoduna devam ediyordum ama yüksek lisansa başlayınca maalesef devam edemedim çünkü hafta içi her gün yorgunluktan bayılmış bir halde saat 10’a doğru evde oluyorum. Evde devam etmeye çalışıyorum ama açıkçası bu ara ona bile enerjim kalmadı…

Piyano çalmak -
Yapamadım. Piyanoya vakit ayıramadım. Yüksek lisans her şeyi bitirdi desem yeridir.

Hayatımı sadeleştirmek -
Yani giymediğim kıyafetleri elden çıkarmak hayatımı sadeleştirdiğim anlamına gelir mi bilmiyorum. Ama hala ailemle yaşadığımdan kendim istediğim gibi dekore edebileceğim ve sadeleştirebileceğim bir ortamım yok maalesef.

Para biriktirmek +
Biriktirdim biraz ama biriktirdiğim para zaten yüksek lisansa gideceği için sıfırlanacak.

İkinci bir yabancı dili en azından başlangıç seviyesinde öğrenmek -
Fransızcaya Dualingo'dan başladığımı yazmıştım. Kursa gitmeyi düşünüyordum ama şu an onun için hiç zamanım yok. Eğer kurs için zaman bulursam ingilizce pratiğimi ilerletmek için olabilir ancak.

Parmaklarımın tamamen iyileşmesi -
Yine olmadı. Hala parmaklarımı yara yapıyorum. Stresten mi, yoksa sadece alışkanlıktan mı hiç bilmiyorum.

Yani o kadar yapamamışım ki :D
Ama şöyle bir tespitim var, cidden hedefleri koyarken yılın nasıl geçeceği hakkında hiçbir fikrim yoktu. Yani yüksek lisansın beni bu kadar kilitleyeceğini bilemezdim. Dolayısıyla ikinci yabancı dil, yoga stüdyosu, piyano çalma gibi güzel şeyleri bu yoğunlukta yapabilmem cidden mümkün değil. Kendime çok da haksızlık yapmak istemiyorum o yüzden çünkü ben asıl önemli olan şeyleri başardığımı düşünüyorum. Para biriktirdim, çok iyi bir okulda yüksek lisansa başladım, iyi bir şirkette işe girdim, diş tellerimden kurtuldum, yoğunluğuma rağmen kitap okudum, film izledim, İstanbul’la gitmek istediğimiz, denemek istediğimiz yerlere gittik. Ve benim için çok çok önemli başka bir şey daha var, aktif bir araç sürücüsü oldum. Her ne kadar otomatik vites kullansam da iyi araba kullandığımı düşünüyorum. Sadece parkı biraz geliştirmem lazım…

Şimdi gelelim 2019’dan beklentilerime. En zoru da bu kısım aslında. Çünkü gerçekçi hayaller kurmam gerekiyor ki motivasyonumu düşürmeden hayallerimi gerçekleştirebileyim. Adım adım ilerlemem gerekiyor. Okuduğum bir psikoloji kitabında da bir şeyi başarmak istiyorsak yapılması gerekenleri küçük küçük adımlara bölmemiz gerektiği yazıyordu. Eğer birden bire çok büyük bir hedef koyup da gerçekleştirmek istersek ama yapamazsak büyük bir motivasyon kaybı yaşayabiliyoruz. Örneğin benim için bu karar kendi alanıma sahip olmak. Bunun için ayrı eve çıkmaya karar verdim. Şu an inanılmaz imkansız geliyor çünkü yapıp yapamayacağımı bilmiyorum. Yapsam nerede otururdum, eşyaları nasıl hallederim, nasıl para biriktiririm, nasıl ev bulurum hiç bilmiyorum. Bu yüzden önce süre koydum. Mesela yüksek lisansın parasını tamamlayana kadar ev için para biriktiremeyeceğimi bildiğim için Şubat ayına kadar bu planı bekleteceğim. Şubattan sonra para biriktirmeye ve yavaştan bakmaya başlayacağım. Böylece yavaştan mümkün hale gelecek. Bakarken eşyalı evlere bakarak eşya masrafından kurtulmayı planlıyorum. Gibi gibi. 2019 hedeflerim şöyle olsun:


Sevgilimle en az 1 yeni ülke, 3 yeni şehir görmek
2018’de tatile gidemedik, bu sene gitmemiz önemli. Bizim ruhumuz cidden seyahatle besleniyor.

Ayrı eve çıkmak
Cidden hayat kalitem düştü. Çıkmam lazım.

Parmaklarımı yara yapmamak
Kaç yıl oldu bilmiyorum ama 10 yıldan fazladır bu alışkanlığımı bırakmadım. Sigarayı bıraktım bunu bırakamadım yani. Ama bu sefer bu zinciri kıracağım.

Telefonuma bağlı geçirdiğim süreyi minimuma indirmek
Şimdi bu cidden çok önemli. Ben gece yatmadan ve sabah kalkar kalkmaz ilk iş telefona bakıyorum. Yani sevgiline günaydın yazmak ya da saate bakmak değil tabi ki olay. Örneğin instagrama girmekten bıktım usandım. Iphone’un ekran kullanım süresini gösteren yeni özelliği saolsun telefonun ekranının açık olduğu süreyi ve hangi aplikasyonun ne kadar açık kaldığını görebiliyorum. Yani hayatımın yarısı uyumakla geçiyorsa diğer yarısı da instagramda geçiyormuş. Bare instagirl falan olsam da bi amacım olsa. Sırf milletin salak salak fotoğraflarına bakmaktan hayatım geçiyor yahu.

Ticaret hukukunu iyi öğrenmek, şirket avukatlığında kendimi geliştirmek
Şirkette bir problem olduğunda ciddi anlamda kendi başıma karar verebilecek kadar, kararlarımdan emin olabilecek kadar, ayrıntılı ve önemli bir sözleşmeyi tek başıma tamamlayabilecek kadar iyi olmayı hedefliyorum.

İngilizcemi mükemmel hale getirmek
Türkçe konuşurken nasıl rahatsam ingilizce konuşurken de öyle rahat olmak istiyorum. Tabi ki gramer ya da telaffuz anlamında native speaker kadar olamam ama en azından heyecanlanmadan özgüvenli bir şekilde konuşabilmek istiyorum.

Toefl almak
Ne kadar iyi ingilizce konuşabilirsem konuşayım toefl ın verdiği referansı hiçbir şey vermiyor. Ne kadar zor ve pahalı olsa da yapmam gerekiyor.

Yogada uzmanlaşmak
Şimdi yoga yapanlar bu ne biçim cümle diyecekler. Çünkü yoganın amacı ruhu ve bedeni dengelemek, zihni yatıştırırken vücudunun sınırlarını aşmak vs. Yani uzman olma gibi bir hedef koyulmamalı çünkü olay varacağın durak değil, yolculuk yogada. Amaaaaa, şöyle de bir gerçek var ki, headstand yaptığımda çok mutlu oluyorum. Demek ki uzmanlaşmak da insanı mutlu ediyor ve neden mutlu olmayayım :D

Marka vekilliği sınavına girmek ve kazanmak
2 yılda bir yapılan bu sınavda başarılı olup marka vekili olmak kariyer için güzel bir adım olacak.

Yüksek lisansta bütün derslerimi başarıyla vermek
En azından 3 üstü ortalama yapmak

Sanırım yeterli. Daha fazlası aklıma gelirse sonra eklerim :D

Siz neler bekliyorsunuz 2019’dan?

Bu yazıyı mime çevirmek istedim ama bir baktım zaten yazmaya başlamışsınız. 
Herkese çoook mutlu ve hayallerimizi gerçekleştirebildiğimiz bir yıl diliyorum.

28 Aralık 2018 Cuma

Bu Bloga Davet Edilmiş Görünmüyorsunuz Mu?


Şu an gerçekten çok üzgünüm. Bloglarını okumaya bayıldığım bir sürü insan yazmayı bırakmış. Bazılarının blogları kapanmış, bazılarına girdiğimde ise davetli değilsiniz falan diyor. Tamam ben de çok sık yazmıyorum ama en azından birkaç haftada bir yazmaya çalışıyorum. Siz yazmayı bırakınca ben bir arkadaşımı kaybetmiş gibi hissediyorum. Neler yapıyorsunuz merak ediyorum. Kişisel blog okumayı ya da kişisel vlog izlemeyi çok seviyorum. Başkalarının hayatlarını, tecrübelerini, düşüncelerini paylaşmayı çok seviyorum. Kendim günlük vlog çekecek kadar güçlü ve enerjisi yüksek hissetmiyorum maalesef, yapabilsem onu da yapardım. Aslında sanırım eleştiriye çok da açık biri değilim. Blogda bile biri kaba bir yorum yaptığı zaman üzülüyorum, sinirleniyorum. Çünkü birbirimizin hayatlarını sadece burada gösterdiğimiz kadar biliyoruz. Yani aslında sert eleştiriler yapacak kadar bilgi sahibi değiliz. Gerçi olsak da eleştiri yapmaya hakkımız yok. Ama sosyal medya böyle işte, klavye başında acımasız olmak kolay. Çok severek takip ettiğim youtube kanallarına bakıyorum da insanlar bazen öyle kötü yorumlar yazıyor ki ağzım açık kalıyor. Ben olsam çok üzülürdüm, kaldıramazdım. İnsanlar yine iyi baş ediyor. Baya baya anksiyete krizim tutardı benim. 

Neyse, uzun lafın kısası, lütfen bloglarınızı terk etmeyin. Yorum yapmayı, yaşadıklarımıza, tecrübelerimize ortak olmayı ihmal etmeyelim. Kendinize çok iyi bakın.

25 Aralık 2018 Salı

Psikologlar Ara Vermese Olmaz Mı?

Yeni iş sürecimde her ne kadar herkes iyi ve güler yüzlü olsa da anksiyetem asla beni yalnız bırakmadı. İlk haftadan kendini göstermeye başlamasına şaşırmadım tabi ki. Vücudumun kasılması ve karnımın üzerine fil oturmuş hissi beni çok rahatsız etse de izlediğim bir video sayesinde biraz rahatladım. Vloggerlardan biri anksiyete ile ilgili çektiği bir videoda farkındalık meditasyonunun ne kadar işe yaradığını ve bunu hayatımızın içine sokmamız gerektiğini anlatıyordu. Aslında baya da faydalı olmuştu. Ta ki geçen cumartesiye kadar.

Ayrıntılarını anlatmayacağım çünkü ileride okuduğumda tekrar aynı şeyleri hatırlamak istemiyorum ama aşırı kötü oldum ve ne yapacağımı şaşırdım. Her zaman kullandığım sakinleştirici olan Alora’nın işe yaramayacağını düşünerek biraz daha güçlü bir sakinleştirici istedim eczaneden. Kız bana Prozac verdi. Ben şöyle bir baktım, hafif dedi. Ben de sandım ki mg olarak hafif olan bir versiyonunu yaptılar. Meğer öyle değilmiş. İki günde üç tane aldıktan ve oldukça da faydasını gördükten sonra Pazar gecesi mahvoldum. Sıcak basmasıyla uyandım ve kalbimin üzerinde bütün dünyayı taşıyormuşum gibi bir his vardı. Nefes alamıyordum çünkü korkum ve anksiyetem o kadar fazlaydı ki hiç geçmeyecek sandım. Nefesime odaklanarak zar zor uyudum. Sabaha kadar 3-4 kere daha uyandım geri uyudum. Pazartesi sabah işe resmen sürünerek gittim çünkü uyku hiçbir işe yaramamıştı ve anksiyetem hala geçmemişti. Öğlene kadar aşırı bir mide bulantısı ve nefes darlığı ile, hiç sesim çıkmadan zar zor geçti. Ama sonunda geçti.


Hafta boyunca yer yer geri geldi, yer yer gitti. Manik depresif gibi bir korkudan ölüyordum, bir mutlu hissettiğim için şükrediyordum. Şu an normal hissediyorum. Psikologuma yazdım ama nedense cevap vermedi. Başka bir psikolog ile görüştüm ama kendi psikologumun cevap vermesi umuduyla onunla randevumu da kesinleştiremedim. İki gün sonra hala cevap vermeyince psikologuma tekrar yazdım, bu sefer cevap verdi. Maalesef seanslara ara vermiş, seni bir meslektaşıma yönlendirebilirim dedi. İstemedim. Ya psikologlar ara vermesin ne olur vermesin, ben ne yapacağım şimdi. Yepyeni birine kendimi, sorunlarımı en baştan anlatamam...

*****************

Ara Güler öleli 2 aydan fazla oldu. Bu olayın benim hayatımdaki önemi, o günden beri kardeşimin benimle konuşmaması. O gün büyük ve uzun bir tartışma yaşadık. Birbirimizi kırdık, asıl kardeşim benimle ağır konuşmasına rağmen yine küsen o oldu. Saçmalama dedim, biz kardeşiz, ben sana hakaret etmedim asıl sen bana hakaret ettin ama yine de trip atan küsen sensin. Neyse sonuç olarak aynı evde, aynı odada, konuşmuyoruz. Ve ben artık bu evden defolup gitmek istiyorum. Gerçekten çok kötüyüm. Çok yorgunum ve psikolojim mahvolmuş durumda. Tek istediğim ayrı eve çıkmak. Sanırım Pragla ayrı eve çıkacağız ama şu an yüksek lisans harcımı ödemek için para biriktirdiğimden ev için biriktiremiyorum. Keşke annemi dinleseydim, çalışmaya başladığım ilk günden beri para biriktirseydim. O zaman çoktan kendi evime çıkmış olurdum…

22 Aralık 2018 Cumartesi

Koca Bir Adım

Ekim,2018

Nasıl bir gün geçirdiğimi anlatayım.

Sivrisinekler yüzünden uyuyamadığım bir gecenin sabahında saat 7’de kalkmam gerekiyordu. Her sabah gibi. Ertelemelerle 7.15’te kalktım. 8’de evden çıkıp metroyla Gayrettepe’ye gittim. Zorlu alt geçidinden yürüyüp metrobüs durağına gittim. Metrobüsle Florya’ya gittikten sonra, oradan Küçükçekmece Adliyesi’ne kadar 10 dk yürüdüm. Duruşmama girip mağdur kadın müvekkilimiz için koruma talebimi mahkeme kalemine verdikten sonra, başka bir mahkeme kalemine gidip başka bir mağdur kadın müvekkilimizin koruma kararının neden çıkmadığını sordum. Hakim daha kararı onaylamadı dediler.

Kantine gidip karışık tost ve çay aldım. Sonra 10 dk metrobüs durağına geri yürüdüm. Yürürken Pragla konuşuyordum. Arkamdan bir kadın durdurup “Avukat mısınız?” dedi. “Evet” dedim. “Bir şey soracaktım da” dedi. “Müsait değilim telefondayım, kusura bakmayın” dedim. “Ben bir kıyafet dikip, bir kanal tedavisi yapıp, bir meyve satıp müşterilerime somut bir şey veren bir meslek sahibi değilim ki, tek sermayem bilgim, yolda durdurup bedavaya danışmanlık alırsanız avukatlar karnını nasıl doyuracak?” diyemedim. “Herkes çok para kazanıyoruz sanıyor, borçlarını ödeyemediği için intihar eden avukatı duydunuz mu? Sizin gibiler yüzünden.” diyemedim. Pragla konuşmaya devam ettim, metrobüse bindim. -sizlerden aşırdığım paralarla o kadar zenginim ki lüks metrobüslerle yolculuk ediyorum.- Neyse ki bir yerden sonra, koltuğa daha yakın olduğu halde centilmenlik yapıp oturmayan erkekler saolsun, oturabildim. Yolda yüksek lisans hocamın bu akşamki ders için gönderdiği yargıtay kararını okumaya çalıştım giderken de gelirken de. Mecidiyeköy’de indikten sonra metrobüsün içindeki çorapçıdan her zamanki gibi çorap aldım. Aşırı yumuşak, ucuz ve kaliteli kısa çoraplar satan bir adam var. Sonra ofise yürüdüm. Çikolata alıp ofise gittim. Çalıştım, 17.30’da çıktım.

                     



Metroyla bir durak, minibüsle 15 dk, otobüsle de 3 durak -toplamda 45 dk- gittikten sonra sonunda okula vardım. Bir kahve, bir şişe de su aldıktan sonra derse girdim. Dersten sonra neyse ki Taksim otobüsü geldi de aktarma yapmadan Taksim’e geçip, oradan 10 dk içinde eve geçebildim.

Bütün haftam böyle geçerken, bir sürü duruşma için bir sürü dosya taşırken, evrak çantam bir yanda kol çantam bir yanda kendime ne kadar işkence ettiğimi dahi fark etmemişim. Cuma günü geldiğinde omuzlarım ile kürek kemiklerim arasındaki bölgeye sopayla vurulmuş gibi ağrı başladığını fark ettim.

Tabi gerçekten de dayak yemişe dönmeme sebep olan bir iki şey olmadı değil...

Bugün

Yukarıdaki yazıyı biraz sinirimi atmak biraz da blogda yayınlamak üzere yolda giderken yazmış olsam da zamansızlıktan düzenleyip yayınlayamadım. Biraz zamansızlık biraz da bilgisayarsızlık. Yazıyı yazmamdan yaklaşık 1 hafta sonra yine Küçükçekmece Adliyesi’nden dönerken telefonum çaldı. CV gönderdiğim şirketlerden biri arıyordu. Telefonda eğitimim ve deneyimimle ilgili birkaç şey sorduktan sonra beni iş görüşmesine çağırdı. Birkaç gün sonra iş çıkışı.  görüşmeye gittim. Normalde iş görüşmelerini hep sabah saatlerinde yaptıklarından ofise yalan söyleyip izin almak zorunda kalırdım ama bu sefer öyle olmadı. Şirketin hukuk müşaviri iş çıkışında gidebileceğimi söyledi. Görüşme oldukça uzun ama iyi geçti. Burada İstanbul’un çok yardımı olduğunu söylemem gerekiyor çünkü kendisi şirket avukatı olduğundan neler sorulabileceği ile ilgili beni o kadar iyi çalıştırdı ki adam direk o soruları sordu ve benim o kadar hazırlıklı olmama çok şaşırdı.

Ben hazırlıklı olmam sayesinde, çok daha iyi bir CV’ye sahip adaylar arasından sıyrıldım. Adam tam 6 gün sonra ben umudumu kaybetmişken aradı ve işe alındığımı söyledi. Aşırı mutlu olmamın yanı sıra biraz da kalbim eziliyordu çünkü ofisimi inanılmaz seviyordum. O zaman neden ayrılıyorsun derseniz sebebini yukarıdaki yazıdan anlayabilirsiniz. Sürekli uzak adliyelere gönderilmem dışında bir de her gün aynı şeyleri yaptığımızdan hiçbir şey öğrenmiyordum, kariyerim ilerlemiyordu. Ayrılmak zorundaydım yani. İşverenim ve arkadaşlarımla zar zor konuştuktan ve ayrıldığımı açıkladıktan sonra her şey hem zor hem de çok kolaydı. Bir yandan beni yeni işim için tebrik ederek ve pasta keserek uğurlayan güler yüzlü patronum ve arkadaşlarım, sürekli ağlayan ben, bir yandan da yep yeni bir iş alanını öğrenecek olmamın, neredeyse sıfır tecrübeyle hiç tanımadığım bir ortama girecek olmamın verdiği korku. Ama aynı zamanda kariyerimde büyük bir değişiklik yapıyor olmanın verdiği heyecan ve mutluluk.

Mesleğe başlarken “Asla şirket avukatı olmayacağım.” dediğimi hatırlıyorum. Zaten sırf bu cümleyi kurduğum için, sırf büyük konuştuğum için dahi başıma geleceğini biliyordum. Ama aslında şu an anlıyorum ki çok aptalmışım.

Eğer kendi ofisiniz değilse, ofis avukatlığında hep bir başkasının işini yaptığınızın bilincini taşıyorsunuz, hep emir alıyorsunuz. Ama şirkette, yaptığınız her bir işle her bir sözleşmeyle şirket büyümeye devam ediyor gibi hissediyorsunuz ve kendi işiniz gibi oluyor. Çalıştığım şirket, aslında bir holdingin enerji şirketi ve güneş enerjisi üretiyor. Bu da gerçekten baya mutlu ediyor beni çünkü güzel bir amaca hizmet ettiğini düşünüyorum. Uzun lafın kısası, bir aydır yeni bir şeyin içindeyim ve sanırım bundan baya mutluyum.

Ama bu süreçte, psikolojim hiç ama hiiiiçççç mutlu değildi…






8 Temmuz 2018 Pazar

Haklı Olduğun Halde Kendini Savunmak Zorunda Kalmak

Geçtiğimiz hafta bir duruşmam vardı. Bir iş davası ve ben işveren vekiliyim. İşçinin talep ettiği alacaklarının aslında istediği miktar kadar yüksek olmadığını kanıtlamak için tanık dinletecektik. Avukatlar tanıklı duruşmalardan önce her zaman tanıklarla konuşur, davanın detayını anlatır, neleri anlatması gerektiği konusunda yardımcı olurlar. Bazı avukatlarsa davayı kazanabilmek için tanıklara ne cevap vermesi gerektiğini dahi söylerler. Ama ben öyle bir avukat değilim. 

Her zaman yaptığım gibi, tanıklara dosyayı anlattım. Karşı yanın iddialarını ve taleplerini, bizim iddialarımızı anlattım. Gerçek durumun ne olduğunu, ne bildiklerini onlara sordum. Onlar bana bildiklerini anlattılar, ben onlara ne biliyorsanız onu söyleyin, doğruyu söyleyin dedim. Aleyhimize bir şey biliyorlarsa sorulmadıkça söylemeyin ama sorulursa yalan söylemeyin dedim. Ama özellikle, üstüne basa basa, sizden kesinlikle yalan söylemenizi istemiyorum, isteyemem dedim.


Duruşma zamanı yaklaştı, duruşma salonunun olduğu yere çıktık. Duruşma öncesi son olarak biraz konuştuk. Tanıkların yalan söyleme konusuna olumlu baktıklarını fark edince, çok açık bir şekilde, "bilmediğiniz konularda bilmiyorum deyin, aleyhe hususlar olabilir, bilmiyorum deyin sakın yalan söylemeyin, ben yalan söyletmem, yalan söyletilmesinden de hiç hoşlanmam." dedim. Bazen tanıklar duruşmada aleyhe bir şey sorulduğunda doğru cevap vermek ya da bilmiyorum demek yerine yalan söylemeyi tercih ediyorlar. Bazen taraflarla anlaşmış olduklarından, bazen de kendileri öyle tercih ettiklerinden. Bu nedenle özellikle uyardım.

Biz konuşurken biraz ilerde, bizi duyabilecek bir mesafede bir kadın avukat oturuyordu. Bizim karşı taraf olduğunu tahmin ediyordum ama sorun yoktu. Yanlış bir şey söylemiyordum. Yalan söylememelerini söylüyordum. Sonra mübaşir çağırdı.

Duruşma başladı, tam tanıklar çağırılacaktı ki, avukat söz aldı. Hakime, benim onun karşı avukat olduğunu bilmediğimi, bu yüzden dışarıda rahatça konuştuğumu, tanıkları yönlendirdiğimi ve tanıklara aleyhe bişeyler sorulursa kesinlikle bilmiyorum demelerini söylediğimi söyledi. Lütfen bunu zapta geçelim dedi. Sanki ben yalan söylememeleri için değil de, aksine gerçekleri kasten saklamaya yönlendirmişim gibi göstermeye çalıştı. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Ben yalan söylememeleri için öyle demiştim, üstüne basa basa doğruları söyleyin demiştim. Ama bu kız ben kötü niyetliymişim gibi yansıtmaya çalışıyordu.

Hemen söz aldım. Avukat Hanım, şu an asıl siz yalan tanıklık yapıyorsunuz. Ben sizin karşı yan vekili olduğunuzu biliyordum. Orada yalnızca bilmediğiniz hususlarda bilmiyorum deyin, yalan söylemeye çalışmayın dedim. O kadar iyi dinlediyseniz bunları da duymuşsunuzdur." dedim. Kız gayet sinsi bir şekilde gülerek duymadım dedi. O kadar incindim ki ne yapacağımı şaşırdım.

Sonra tanıklardan biri dinlendi. Resmen verdiği cevaplar aleyhimeydi. Ama doğruydu. Her ne kadar davam için kötü olsa da, bu durum çok hoşuma gitmişti. Kız şaşırıp, sorusunu tekrar sordu. Tanığın yalan söylemesini bekledi ama tanık yine aleyhime doğruyu söyledi. Tanığa soru sorma sırası bana geldi. Sayın hakim dedim, öncelikle tanık beyanını dinlediğiniz üzere, ben yönlendirecek olsam en başta bu konularda yönlendirirdim dedim. Sonra sorularımı sordum. Biz soru sordukça yalan söyletmediğim daha da açık bir şekilde ortaya çıktı. İkinci tanık dinlendikten sonra da aynı şekilde kızla bir sürtüşme yaşadık. Hakim sağolsun hiç susturmadı, saygılı bir şekilde dinledi. İkinci tanıktan sonra yine tanığa soru sorma sırası bana geldi. Avukat Hanım dedim, tanığı dinlediniz, ben yönlendirmiş olsam, yalan söyletmiş olsam böyle mi cevap verirler.. Mesleki hırsınız yüzünden yalan söylemenizi asla kabul edemiyorum kusura bakmayın. Tanığa da sorum yok. dedim.

Sonuç olarak, hakim avukatın istediğini yapmadı, benim yönlendirmem gibi bir şeyi zapta geçirmedi. Küçük çapta bir zafer kazanmış gibi hissetsem de, içimde çok yıprandım. İnsanın haklı olduğu bir konuda kendini savunmak zorunda kalması ne kadar kötü bir şeymiş...



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...